1 Haziran 2011 Çarşamba

Aşk Bu

Aşk nedir, diye

Hiç sorma bana sevgilim

En sıradan sorulara verilen

Hiç beklenmedik bir karşılıktır aşk


Katı karanlıkta soğukta
Bir ışıksa varlık
Uzaysa uzayıp giden ne varsa
Büyük patlamadır aşk

Toprak bereketse

Bereket yağmursa

Bir tohumun sessizce

Baş kaldırmasıdır aşk


Başı dumanlıysa dağ dediğinin
Karnı gurul gurulsa
Gümbür gümbür sarsıyorsa yeri
Bir volkanın ağlamasıdır aşk

Gülse bahçeyi bahçe yapan
Bahçevansa gülü sevip
Dikenine katlanan
Bülbül olup şakımaktır aşk

İnsan dediğin alnındaki çizgilerle

Yüreğin çırılçıplak soyunduğu

Islak gözler ve çatlamış dudaklarsa

O yüzde salıverilen bir kahkahadır aşk

Hayat dediğin itfaiye kamyonunda
Bekleyip duran dingin suysa
İtfaiyecinin hortumundan
Fışkırandır aşk

Aşk nedir, diye

Hiç sorma bana sevgilim

Dünyanın en zor sorusuna

Kolayca verilen bir karşılıktır aşk

İnsanı güçlendiren inançsa
Sorular savrulur gider
Çıkıp gelir en dar zamanda
Bir mucizedir aşk

6 Ağustos 2010 Cuma

Deniz Kızı


Bir sabah karşımdaydın tuz içinde
Suyun büyük huzuruna yakışır güzellikle

İlk o sabah tekneme binmedim ağlara dokunmadım
Sarıldım mutluluk pınarı göğsüne saçlarını okşadım

Dinlendim yılların yorgunluğunu atarak sessizliğinde
Karada kaldı kara yürekliler sonsuz katılık içinde

Elinden tuttum gözlerinin anlattıklarına şaşarak
Ardından denize attım bedenimi koşarak

Burgaçlarına yuva yaptım daha derinliklere daldım
O düşsel o güzel ülkenden huzur mutluluk aşk aldım

Aşk oldum huzur oldum mutluluk oldum güç oldum
Şimdi senden ayrılmak sensiz olmak tek korkum

Sen benim gecikmiş başlangıcım umudum
Sen benim denizde yediğim en son vurgunum

Seni bu kıyıya vuran dalgalara şükrolsun
Dilerim herkes benim gibi muradını bulsun

SES VE ANLAM ÖRGÜTLENMESİ OLARAK ŞİİR

Bir akarsuyun, bir ağacın, bir hayvanın kendi içinde tutarlılığı, öğesel, örgensel bir denkliği vardır. Gül, tüm yapısı ve varlığıyla bir şiirdir; bir kedi de at da. Bu varlıkları incelediğinizde yüzlerce oranlar, işlevsellikler buluruz. Resim işleme yazılımlarıyla bir gülü kedinin başının yerine koyarsanız, ortaya çirkinlik çıkar.

Yazınsal türlerin ilki ve en üstün olanı, en zoru şiirdir. Öyle ki roman ya da öykünün belli bir tanımı yapılabilirken şiirde bu olanaksızdır. Şiirde tüm tanımlar özneldir.

Şiirin tanımı tam olarak yapılamadıkça şiir yazmak hem çok zor hem de çok kolay bir işmiş gibi görünmeyi sürdürecek. Herkes şiir sahnesinde görünecek ama yıllarca oynanan oyunların ölümsüz kişilikleri arasına çok az şair katılacak. Son sözü yine zaman söyleyecek.

İyi şiirin tanımı ve ölçütü hiçbir zaman sihirli bir formül gibi elimize geçmeyecek; ama iyi ile kötüyü ayırmada kimi estetik özellikler de var. Bunların en kapsamlısı bütünlük özelliğidir. Bütünlük, yazı ya da şiirin bir plan, anlamsal ve biçimsel bir uyum taşımasıdır. Genellersek şiir mükemmele erişmiş bir kompozisyondur.

Şiirin mükemmel bir kompozisyon olduğunu, hem sessel hem de anlamsal yönlerden yakalanan örgütlenmeyle açıklayabiliriz. Şair tam ya da yarım bir bilinçle sesleri ve anlamı hem kendi içlerinde hem de birbirleriyle birkaç kez ilgili kılar. Şiiri yaratan durum, seslerin ve anlamın yoğunluğudur.

Cemal Süreya’nın Fotoğraf şiiri genç şairlere ev ödevi olmalı. Adam, kadın ve çocuk öğeleriyle şiire giriyor usta. Sonra her birini ayrıntılardan birini seçerek ele alıyor. İkisiyle ilgili bir soyut ayrıntı daha ekliyor. Böylece şiir gelişiyor, derinlik kazanıyor. Ustanın seçtiği kavramlar hak ettiği biçimde ete kemiğe bürünüyor. Finali çocuk öğesiyle benzer malzeme çalışmasıyla yapıyor. Son iki dizede önceki dizeleri görebiliyoruz ve aynı zamanda anlatılanlar hakkında son izlenimi de kazanıyoruz.

FOTOĞRAF

Durakta üç kişi

Adam kadın ve çocuk

Adamın elleri ceplerinde

Kadın çocuğun elini tutmuş

Adam hüzünlü

Hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü

Kadın güzel

Güzel anılar gibi güzel

Çocuk

Güzel anılar gibi hüzünlü

Hüzünlü şarkılar gibi güzel

Şiirin anlamı istediğiniz kadar çoğaltılabilir. Çocuk biyolojinin ötesinde bir erkek-kadın bireşimi (sentezi)dir. İnsanların hayatları da çocuklarında harmanlanır. İsterseniz durağı, dünya, hayat diye yorumlarsınız. Çocuk hayatın anlamı oluverir. Ve benzer birçok açılım...

Fotoğraf şiirine sessel baktığımızda, serbest ölçü ve yalın bir dille karşılaşırız. Ozanın yinelemeye dayanılarak işitsel uyum yarattığına tanık oluruz. Şiirde çocuğun anlamsal olarak kadın ve erkeğin biyolojik yinelemesi olması gibi şiirdeki “güzel” ve “hüzünlü” sözcükleri de şiirde çocukla bir kez daha yinelenir. İyi şiirde anlam ve ses uyumları diyalektik olarak iç içe geçmiştir. Şiirin anlam kapılarını açan da bu özelliğidir.

Çok güzel imgeleriniz, zekice söz birleştirmeleriniz olabilir. Ama bir dize yığını içinde kopuk kopuk sunarsanız onları hiçbir anlam taşımaz. Öğeleri uyumsuz, gereksiz yada eksik şiirler yarım kalmış şiirlerdir. Böyle şiirler çekirdeği şeftali, kabuğu ısırgan, sapı balkabağı, tadı ekşi, garip bir bitkiye benzer. Bazı medyatik şairlerin bir sorunu da bu… Onlara biçimce kopuk ve yaşamca köpük şairler diyorum; bir süre sonra sabun köpükleri gibi yok olup gidecekler çünkü. Onların gücü medyanın gücü de değil, onların gücü medyanın ilgi süresi kadar…

Şiirin bütününü gören şiir erleri hiç durmadan bu tapınağa şiir taşıyacaktır; önemli olan da budur yalnızca.

14 Ekim 2009 Çarşamba

Yine Sana

Işık gibi düşmüş uzayına
Yine anlamın kapıları ardına dek
Hiçbiri sevmiyor şimdi eski yerlerini
Bu sözcükler yine sana
Bu sözcükler aşkın anlamına ek

Yüreğime çarpınca yüreğin
Gözüme değince gözün
Sevgime eklenince sevgin
Hüzünden çıkınca hüzün
Hem geceleyin
Hem gündüzün

Yine sana bu güneş
Yağmurdan sonra yıkanarak bu dünya
Bu durulanan yürek… bu yalvarış
Bu tepeden tırnağa aşka kesmiş adam
Yine sana işte bu koca… bu eş
Bu kollar… bu sarış

Sözcük sözcüğe sürününce
Isıtınca anlam bir öteki anlamı
Açınca bir imge düş bahçemde
Söylence tamamı

Gazi, 14.10.09

22 Şubat 2009 Pazar

Bir Roman: Aşk Karnına

Aşk Karnına
Özer ŞahinDinozor Yayıncılık; İstanbul, 2009, 14 x 20 cm, 160 sayfa, Türkçe, Karton Kapak.ISBN No: 9786055946296


Tiyatro sahnesinde oyun sergiliyoruz hepimiz, kuliste gerçek kişiliklerimiz... Pekâla biz bunu niçin yapıyoruz? Karşımızdakine olmak istediğimiz halimizi yansıtarak, ne elde edeceğimizi sanıyoruz... İlk yağmurda üzerimizden akıp gidecek ve meydana çıkacak gerçek rengimiz. Hepimiz tanrıya inanıyor, aslında şeytanı mı seviyoruz? Peki ülkemiz insanın %80'i zor durumdayken, birbirimizin gerçeklerine niçin tahammülsüzüz. Yalandan nefret ederken, doğrudan niçin bu kadar iğreniyoruz... (Tanıtım Bülteninden)

Aşk Karnına bir ilk roman olarak oldukça başarılı. Özer Şahin, ilk roman acemiliklerinin yanından bile geçmiyor. Kurgusu sağlam, dil ve anlatım usta işi. Konu ilginç. Romanı okudukça ısınıyorsunuz. En başta bir adamın sosyetik iş yaşamından manavcılığa gidişini yadırgıyor olabilirsiniz. Ama sıkılıp arayış içinde olan kahramanlarla dolu sinema ve edebiyat ürünleri. Işık'ın satacak bir Ferrarisi yok, o insanlığını satılığa çıkarmamak için direniyor. Toplumun ikiyüzlülüğünün ve dürüstlüğünün iki ucuna da ulaşmak istiyor. Bu da bizden bir arayış. Topluma sağlıklı bir bakış, aşk üzerine, ahlak üzerine yer yer ince değinmeler... Aşk ve cinselliğin düellosuna dönüşen bölümler oldukça ilginç, kahramanın çelişkileri ilgiye değer... Kadın ve erkek üzerine yazılmış eşsiz paragraflar sizleri bekliyor.

15 Şubat 2009 Pazar

SEVGİLİYE

altı günde yarattım seni
yedinci gün dinlendim güzelliğinde
adını koydum birinci gün
yalnızca onu ezberlerdim
unuttum bütün öteki sözcükleri
ikinci gün gözlerini aldım avuçlarıma
iki avuç dolusu suydu gözlerin
eğildim dudaklarımı değdirdim sonra
benden özgesini görmesinler diye

altı günde yarattım seni
yedinci gün dinlendim güzelliğinde
üçüncü gün öptükçe var oldu bedenin
boynun omuzların memelerin
dördüncü gün kalbin attı
bütün atışlarını bana ithaf ederek
nefesimden avuçlarımın sıcaklığından
aldın canını canımdan dererek
serperek ellerine ayaklarına sıcak kanımı
her biri cennet köşesi oldu dokunuşlarının
ab-ı hayat oldu gül teninde terin

altı günde yarattım seni
yedinci gün dinlendim güzelliğinde
işittim dudaklarından her döküleni
öğrendim kendini sevdikçe sevilebileceğini
sevgilinin kendi yüreğimizden çıkıp geleceğini
sevdim sevgilimi sevdim özümü
közümü tutuşturup sığındım koynuna
altıncı gün uyanınca kucağına
tuttum ipek/ten ellerini
yürüdüm bağışlamanın gelincik tarlasında
koştum huzur ufkunun sınırlarına
arındım saflığının ırmağında

altı günde yarattım seni
yedinci gün dinlendim güzelliğinde

6 Ekim 2008 Pazartesi

YAZAR, YAPIT, OKUYUCU

Sanat Terimi Olarak Yazar Yapıt Okuyucu

Sanat sözcüğü, Arapça “su’n” kökünden türetilmiş, “yapma-oluşturma” anlamında bir sözcüktür. Bu kökü, “suni” (yapay) sözcüğünde kullanmaktayız. Sözcüğün çağrışım alanına baktığımızda doğada olmayan insan eliyle yaratılmış anlamlarını düşündürdüğünü söyleyebiliriz.

İnsanlık; dili, yazıyı, yazıyla ilgili sanatları geliştirip kültürünü yaratmış ve kalıcılaştırmıştır. Böylece türde aşılan ölümü, bir anlamda bireyde de aşmıştır. Büyük kültürler büyük edebiyatlar oluşturmuş ve çevresindeki toplumları da etkilemeyi başarmışlardır. Hint, Fars, Grek, Fransız kültürleri dünyayı düşünce olarak biçimlendirenler arasında en büyükler arasındadır.

Büyük kültürler, büyük yazar ve yapıtlarla kişisel gelişimimize etkili olmayı sürdürüyor. Kimi büyük yazarlar kendi yaptıkları bu sanat olayını kavramsal olarak sorgulamayı da elden bırakmıyor. Yapıt, yazar ve okuyucu kavramlarını anlamaya, anlamlandırmaya çalışıyor.

Yazar kavramı üzerine düşünelim ilkin. Toplumdaki öteki yaratıcılardan farklı olarak neyi, nasıl yaptığına bakalım. Yazar üzerine düşündüğümüzde aşağıdaki verilere ulaşabiliriz:

· Dış dünyayı iç dünyasından geçirerek yansıtır.

· Yazınsal türleri (öykü, roman, şiir) kullanır.

· Sanatçılar ustalaşıncaya kadar belli aşamalardan geçer.

· İlkin kendisine bir usta seçip ona öykünür (taklit eder).

· Sonra ustası dışında yeni ustalara yönelir. Bu aşamada eleştirmen ona yol gösterir. Kendi çizgisini bulmasını sağlar.

· Daha sonraları kendi öz biçimini yaratıp farklılığa ulaşır. Artık özgün bir sanatçıdır.

· Her yazarın söyleyecek bir sözü vardır.

· Söyleyeceğini yapıtının iletisi (mesajı) olarak sunar.

· Yazar düşünce ve duygularını okuyucuları etkileyerek duyurur.

· Duygu ve düşünceleriyle ilgili konu ayrıntıları toplar.

· Olay, kişi, yer ve zaman ile ilgili uygun ayrıntıları seçer.

· Dilsel ayrıntıları da belirler.

Yazar, belli koşulları yaşamadan ve yaratmadan yapıtını da yaratamaz. Her yapıt doğadan kaynaklanan yoğun bir yapı taşır. Yapıtın ne olduğunu incelediğimizde şu verilere elde edebiliriz:

· Öz ve biçim olmak üzere iki yönden incelenebilir.

· Yapıtlar, öz ve biçim yönlerinden uyumlu olmalıdır.

· Öz ve biçim yönlerinden uyumlu yapıtlar güzel (estetik) olarak onaylanır.

· Yapıtın biçimselliği “malzeme” olarak adlandırılır.

· Edebiyat yapıtının malzemesi dildir.

· Biçimsel olgunluk dille sağlanır.

· Yazar dili, konusuna en uygun olacak biçimde işler.

· Edebiyat yapıtında özgün bir dil kullanılır.

· Özgün bir anlatıma sözcük seçme, sözcükleri bir araya getirme, değişik cümle ve paragraf yapıları belirleme ile ulaşılır.

· Yapıtın özü, içeriğidir. İçerik, konu ve iletiden oluşur.

· Konu, “öykünün dört öğesi”dir: olay, kişi, yer, zaman.

· İleti, yazarın yapıt aracılığı ile asıl anlatmak istediğidir.

Sanatsal eylemin yazarla başladığı yapıtta var olduğu doğrudur. Ancak okurda bittiği de göz ardı edilmemelidir. Hatta okuyucu olmadan bir yapıtın var olduğunu gerçekten söyleyebilir miyiz? Alılmama Estetiği edebiyatın yeni kuramlarından biridir. Okuyucu değerlendirmeye başladığımızda belli ilkelere ulaşabiliriz:

· Yapıt, okunduğu zaman okurun bilincinde var olur.

· Okuyucu yapıtı birikimi ölçüsünde anlar ve ondan zevk alır.

· Okuyucu, yazarın oluşturduğu imge engelini, dolambaçlı anlatımı aştıktan sonra yapıtın özüne ulaşır.

· Okuyucu yapıta ilgisi ölçüsünde yaklaşır. Eğlenme, zaman geçirme ya da bilgilenme, düşünme amacıyla okur.

· Okuyucu, nitelikli yapıtlar etkisiyle değişir; kişiliğini geliştirir.

· Okuyucu bir yapıtı, her okuyuşunda farklı algılar. Zaman, birikim, ortam algı farkını yaratır.

· Okuyucular, birey olarak nitelikli olabilir. Genel okuyucu kitlesinin düzeyi düşüktür.

· Çok okunan ya da satılan yapıtlar, genel okuyucu kitlesinin düzeyi yüzünden, her zaman nitelikli olmaz.

Edebiyat sanatı yazarda başlayan yapıtta somutlanan ve okurda tamamlanan bir etkinliktir. Var edilen yapıtları anlamak ve yeni yapıtlar var edebilmek için temel kavramları tutarlı, etkileşimli biçimde kavramız zorunludur. Bugünün sanat çırağına çok iş düşüyor: tüm kuramları, yapıtları bilmek, anlamak ve günümüz insanının açmazlarını, çözümlerini anlatmayı sürdürmek. Çıraklık kavramı alçak gönüllülük, sabır, araştırma, bin okuyup bir yaratma, kendi bireyselliğinden evrensel insana ulaşma, yeninin, özgünün ardında koşma gibi kavramlarla ilgilidir. Bugünün çırağı geleceğin ustasıdır elbette.

İNSANIN HARCI

Uzun yolu seçmek zorunda değiliz: dur, gözle, fark et, yüzleş ve dönüştür. İnsan durup kendini gözlemleyince yanlış yanlarını görür ve onlar...