Bir cana hasret gel, ayırmadan, dışlamadan. Bak görmüyor musun bir başkası yok. Sadece biz varız, biz olmadan mutluluk yok. Bizin önünde eğilmedikçe huzur yok. Bırak herkes kendinden alsın, kendine versin. Bırak insanları sınırlarını bulsunlar, gelsinler bir başkasına eksiğini almak için. Sakın inanma yetersiz olduğuna ve ihtiyaçlarımızın bizi ayırdığına...
7 Mayıs 2017 Pazar
2 Şubat 2017 Perşembe
Gölgeniz Düşmüş
Gölgeniz düşmüş sabahımıza. İçinizdeki yabanıl doymak bilmediği için güzelliklerin kapısı kapanmış. Sanat susmuş, bilim küsmüş. Öyle karanlıksınız ki ölüm olmuş elinizden gelen haram olmuş ardınıza koyuduğunuz. Nefret tarlanıza saçtığınız acı tohumları bir bir patlıyor. Öyle mutsuzsunuz ki bizim güneşimizle siz de güleceksiniz. Sanmayın ki yaprak döktük diye kuruduk, sanmayın ki toprağımız böyle çatlak kalacak... Biz başka bir bahara saklandık, çiçek olup açmaya sel olup akmaya...
10 Kasım 2016 Perşembe
NERENDEN ÇALI(ŞI)YORSUN?
Vur, öldür, ye, iç, seviş toplumundan sev, koru, oku, üret, paylaş toplumuna dönüşmeyi başarmalıyız. Çalıştırılan çakralar seviyenizi gösterir. Kök çakra hayatta kalma, mücadele, hareket, topraklanma; ortadakiler duygusallık, sevgi, hayatı içine alma; yukarı çakralar entelektüellik, yüksek manevi bağlantılara denk geliyor. Bugünkü Türkiye medyasının "yemek, evlilik, cinayet ve futbol" ile doldurulması egemenlerin halkı alt seviyede, kök çakrada tutma çabasının belirgin bir yansımasıdır.
Yeryüzünün ayakları Afrika'ysa başı Avrupa'dır. Müzikleri, çalgıları da aynı yerlerdedir, aşağıda çalınan vurmalılar Afrika'da, keman ve flüt gibi yukarıda çalınanlar Avrupa'dadır. Anadolu, Mezopotamya, Yunanistan gibi orta kuşak da göbek ve kalp hizasında çalar. Her bölge kendi çakrasını uyarır. Batının bilim, teknoloji, sanat, felsefe üstünlüğü ortada. Onlar temel ihtiyaçlarını bir şekilde çözüp üst üretimlere geçmiş ve çağdaş uygarlığın öncüleri olmuşlar. 1923'te Anadolu'da bir önderin çıkıp Ulvi Cemal Erkin'lerin, Adnan Saygun'ların, Cahit Arf'lerin, Hakkı Tonguç'ların yolunu açmasını bu açıdan yorumlarsak, siyasetin arka planında ne olması gerektiğini görürüz. Anadolu halklarının yüksek merkezlere taşınmasını amaçlamayan hiçbir eylem ilerici değildir.
5 Ağustos 2016 Cuma
LİDER ODAKLANMASI
Herkesin ortak paydası lider düşkünlüğü oldu. Lider odaklanması ister
istemez "sürü"yü devreye sokuyor. Bireyin olmadığı yerde sürü vardır
ve sürü güce tapar. Eskiden askeri gücün yanı sıra keramet ve büyüye yaslanan
mistik güç vardı. Bu gün de bu mitler sürüyor.
Emperyalist egemenlerin antropolog danışmanları bu yüzden oyunu kurarken
evrensel derin izleri kullanıyorlar. Gazetelerin liderlerle ilerleyen siyaset
hamlelerini izlemek koyunları heyecanlandırırken bireyleri acı bir gülümsemeyle
irkiltiyor. Bilimci aklı yanılmalarla ilerler, o danışmanlar da sıkça
yanılıyor. Ancak deney alanı coğrafya ve toplum olunca işler karışıyor.
Bilimcilik bilgelikle beslenmedikçe acıların ardı arkası kesilmiyor.
Doğu ve Batı saflarını yavaşça
netleştirirken üst akılın piyonları kendi piyonlarına öncülük ediyor. Yeni
adımlar atılıyor, cesaretli eylemler görülüyor. Etkin olunuyor ama etkili
olunacak mı, bilinmiyor. Eylemler yeni biçimleri doğuruyor ama sürüyü doyuruyor
mu, bilinmiyor? Oysa eylemler gerçekçi temellere dayanırsa gerçekçi sonuçlar
doğurur. Sürünün ihtiyacı doğru belirlenebilir mi, bilinmiyor.
Sürünün ihtiyacı sürülükten kurtulmaktır, ama bu egemenlerin ihtiyacıyla
çelişir. Sürüyü reddeden birey olma cesareti gösterenler düşman ilan edilir.
Sanat ve bilim insanları zaman zaman bu cesareti göstererek evrensel hak edişe
ulaşırlar ve Nobel'del daha üstün olan kalıcılık ödülünü alırlar. Egemenler
onları çarpıtarak yeni sürülerin ilgisini dengelemeye çalışır. Birey doğal
liderdir. Kendini yöneten kalıcı liderdir, sürüleri yalan ve korkuyla yürüten
geçicidir.
Kalıcı ve meşru liderlik daha çok hak edişlere dayanır. Gücün kaynağı ne
olursa olsun hak ediş (liyakat) olmadıkça geçicilik değişmez sonuç oluyor.
Kalanlara bakın onaylamadıklarınız çarpıltılmış olanlardır.
9 Temmuz 2016 Cumartesi
İÇİMİZDEKİ BOMBALAR
İnsanca tepki verme, ağlama
sızlama hakkımız yok artık. Dostlar arasında ya da sosyal medyalarda kınama
mesajlarını küfürlere dönüştürmek de işe yaramaz. Tepkimizi dile getirmeyeceksek
ne yapacağız, diyenlere yanıtım basit: kendisine dönsün. Sevgi de barışta
nerede olduğumuzu görmeye çalışalım. Çalışma alanımız uzak değil, en
yakınımızda işe başlamalıyız. Artık insan-ı kamil olmaya ihtiyacımız var.
O kadar yüklüyüz ki sonuçlar
ortada duruyor işte. Şiddet ve terör olayları çoğalırken bir yandan da bireysel
çıldırmaların akla zarar sonuçlarıyla karşı karşıyayız. O kadar parçalanmışız
ki gözümüzü kan bürümüş, bir düşman olmadan var olmazmışız gibi geliyor. O
kadar parçalanmışız ki bedenimiz bile bir arada duramıyor, hastalanıyor,
yaralanıyor, ölüyoruz; ölmelerin de en bombalısını en parçalısını seçerekten...
Yalınlaşmaya ihtiyacımız var.
Benliklerimizi, egolarımızı kurban edeceğimize kendimizi kurban ediyoruz.
Birlik değil ikilik kazanıyor her zaman. Yüzlerce yıl önce Yunus ikilikten
geçti, ama her birimiz ego tepecikleri olarak bütünün önünde saygıyla eğilmek
ve sadece sevmek için tenezzül buyurmuyoruz. Evrendeki gücün şu anki bireysel
varoluşumuz olduğunu sanıyoruz; oysa o güç bizi sonsuzca savurup duruyor.
Bütünden uzağa düştük. Acının
kaynağı ayrılık. Beni senden ayıran ne varsa ayrılık. Yarattığımız bütün
anlamlar ayrılık. Sadece sevdiğine ne verebilirsen çevrendekilere de ayırmadan
onu ver. İşte kısaca barış bu. Kiminle düşmansak onunla barışmak zorundayız.
Sınırları yıkmakla işe başlamalıyız. Dostluklar başlatıldıktan sonra sorunları
dürüstlükle konuşmaya başlayabiliriz. Barış dilimizden dökülen sözcüklerle
gelir, uzatılan bir elle başlar, özveri ve dürüstlükle gelişir. İnanca ve ırka
dayalı siyasi kışkırtmaların arkasındaki kapitalist canavar da meydan bulamaz.
Sanata ihtiyacımız var. Sanat
toplumsal kabalığımızın süpürgesi, içimizdeki bombaların emniyet kilidi. Bütün
değerli yöneticiler, aydınlar, ermişler, peygamberler sanatla ilgilenmiş. Bir
toplumdan inancın özünü ve bireyin kendini ifade etme biçimleri olan sporu, sanatı
alırsanız yerine açıkça şiddeti çağırırsınız. İnancın özü gidince kalıplar
vicdanı gölgeler ve inanç adına şiddet baş gösterir. İnanç adına kalıpların,
biçimsel ritüellerin arkasında olumsuz benlikler kendilerini besler. Böyle
toplumlarda sanat ve spor eleştirilir, dinsel işlerle şiddet olayları birer
gösteriye dönüşür.
Bireyin ve toplumun gerçek
yasaları egolarımızdan daha gerçek olduğu için sonuçlar bizi köşeye
sıkıştıracaktır. Sayın çok bilmiş egolar insanın önünde eğilmedikçe acı
başrolden çıkmayacaktır. Ego şeytanlarının insanın önünde secde etmesi bize
bağlı. İnsan-ı kamil olmaya bunun için ihtiyacımız var.
Önümüzde duran her eylem bir
seçim ve hızlı olan "beni seç" diye öne atılıyor. Hızlı olan olumsuzluk
bizden sakinlik bekliyor. Ama alışkanlıklarımız sakinlikten yana değil. Sesimiz
yükselirken sözcük seçimlerimiz de sertleşiveriyor. Bütün bunları onaylamayan
sessiz bir "ben" var içimizde. İşte umut orada, o "ben"i
seçip güçlendirmeliyiz. Önce onu hiç unutmamalıyız. Ötekiler çoklukla kazansa
da kimi zaman o "ben"in küçük zaferlerinden güç almalıyız.
Günlük yaşamda sevdiklerimizi ve
kendimizi kırıp geçerken toplumsal boyutta daha büyük bedeller ödüyoruz. Piri
Reis'in haritasını badanacıların altından çekip son anda kurtarıyoruz. Fatih
Sultan Mehmet'in çocukluk dönemi karalama defterlerini tozlu raflarda
bırakıyoruz, ama padişahın yemek takımlarını özenle parlatıp ışıklı ortamlarda
sergilemekten gurur duyuyoruz. Bütün bu önemsiz gibi görünen seçimler bu gün
şiddet faturaları olarak ödeniyor.
Dağın başında kör bir adamın
yüreğine ihtiyacımız var, Aşık Veysel'in yalınlığını üzerimize almalıyız. Kendini
bilme yolculuğuna çıkan Yunus'un yüreğine eklenmeliyiz. Hacı Bektaş gibi
"her ne ararsan kendinde ara" demeliyiz. İnsan insanın aynasıdır,
dilimizden akan zehir bizimdir. Çok mu zor bir insandan Veysel gibi Yunus gibi
olmasını istemek? Ama, aynalı odada "öteki" köpeklere havlayıp
duruyoruz inatla.
Artık aranızda dilinden zehir
dökecek, uzatılan ele elini götürmeyecek ve ikiyüzlü olacak var mı? Varsa
ikilik de ayrılık da acı da var olacak. Oysa havlamama ve yansımaları fark etme
hakkımız var.
6 Haziran 2016 Pazartesi
YOL VE YOLCU
Yeryüzüne ikilik biçildiyse bizim yolumuz bir olana doğrudur. Düzensizliğin
olumsuzluklarından beslenenler sevmez bizi. İkiliği besleyenler, birliktelikten
korkanlar, bütünde bir olmaktan kaçanlar, herkesi birden sevemeyen ve önce
kendilerini sevenlerdir.
Biz şimdi dışa doğruysak yol da içte gidiyor demektir. Yola
bağlantımız içe baktıkça kurulacak. İçe baktıkça varlığımıza, özümüze
yöneliriz. Öz uyum ve birlikle çalışır. Dışa baktıkça özden uzaklaşırız. Dış
egoyu çalıştırır. Ego her şeyi ayırır. Yol ayrılığı kaldırmaz.
İçe
baktıkça yolun da yolcunun da aynı olduğunu anlarız. Yüksek hızda ayrımlar
biter. İsimler değişir, ama yol sürer, hareket esas olur. Hedef bir güldür, ama
kokusuyla ilerlemek doyurur bizleri. 1 Mayıs 2016 Pazar
Biliyorum Oradasın
Biliyorum oradasın, belki şimdi bu dizeleri okuyorsun. Belki
fırtınalı bir denizde belki uçurumlu bir karadasın. Seviyorsun sisi gönlünü
içine atıyorsun dumanın, seviyorsun soğuğu cıvımıyor duyguların. Ne yaparsan
yap kendini mutlu edemiyorsun. Biliyorum şimdi çok uzaklarda henüz kapanmamış
bir yaradasın. Biliyorum kârdan vazgeçtin zarardasın. Dermanın derdinde
olduğunu da söylüyorsun. Pervane gibi ateşe dönüyorsun. Hayır, sen yaşamıyor
yeni bir hayata ölüyorsun.
Eğilip yüreğine almak istiyorum yorgunluğunu. Yakışmıyor
sana sessizlik. Tedirgin bir yelkenliyim, yarıyorum yavaşça gözlerindeki
denizin fırtına öncesi durgunluğunu. Çoktan bağışladım seni, akıttım
pislikleri, bitmiş güvertemdeki temizlik. Eğilip yanağına öpmek istiyorum
gülçukurlarını. Her nazına razıyım, kaşlarını da çatabilirsin. Yakışmıyor sana
dikensizlik. Ürkek bir arıyım, aralıyorum kraliçemin taçyapraklarını. Eğilip
rüyalarına dalmak istiyorum. Yakışmıyor sana bensizlik. Beyaz atlı bir prensim,
çalıyorum çikolatadan kapılarını.
Tek tek taneler, ak taneler düşüyor. Penceremin önü, tam
karşısındaki ağaçlar ak. Bahçe, korkuluklar onlar da… Sokak lambaları yanıyor
ısınmak için, çöp kutusu üşüyor. Mekan ak, zaman ak, saçlarım da… Ama en
önemlisi kanım kıpkırmızı, geçit vermiyor rüzgarlara, savurup atıyor karları…
CG
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
İNSANIN HARCI
Uzun yolu seçmek zorunda değiliz: dur, gözle, fark et, yüzleş ve dönüştür. İnsan durup kendini gözlemleyince yanlış yanlarını görür ve onlar...
-
İçimde kaybetmek, yokluk, kıtlık, ölüm gibi durumlara olan inancım bittiğinden beri ölümlere, acılara vurgu yapmayı bıraktım. Dışardaki r...
-
Bir sabah karşımdaydın tuz içinde Suyun büyük huzuruna yakışır güzellikle İlk o sabah tekneme binmedim ağlara dokunmadım Sarıldım mutluluk p...
-
GEMİLER VE İNSANOĞLUNUN YAZGISI Toprağın üzerine kurulan barınağın deniz üstüne yansımasıdır gemiler. Bir çadırdır, evdir. Deniz ana, z...