14 Temmuz 2020 Salı

-neyim neredeyim-


hangisiyim neyim şimdi
kimlikte sıra numarası
adımı oluşturan harfler mi
sayılarla doğmuşum doğru
elbet var onların taşıdığı bir bilgi
elbet bana düşen harflerin bir işi
belki kendimi bilmem için
bana gereken birkaç soru

hedefim ne ben neredeyim
birdeyim en önce şimdi ikideyim
aşağıların aşağısında paramparçayım
bir erildeyim bir dişildeyim
yerini göğünü birleştirememiş bir kişideyim
yeryüzünde üç boyuttayım
ateş hava su ve toprak
dört duvar içindeyim
sonra beşteyim beş duyuda
altıncının yedincinin peşindeyim

hedefim ne ben neredeyim
a'dayım b'deyim c'deyim
aslında sayı olarak görünen neyse
harfler de oymuş işin keşfindeyim
her şeyim her şeyin titreşimindeyim
kendi kendime bir perdeyim
bir yanım yıldızdan ışıktan
bir yanım yeryüzünden balçıktan
iki denizin birleştiği yerdeyim

4 Haziran 2020 Perşembe

KENDİNİ BİLMEYİ TANIMLAMAK

Tanımlamak da iki temel seçimden nasibini alır. İlki zihinsel akıl ikincisi sezgisel zihin. İlki analitik ikincisi sistemik akar. Zihinsel akılla tanımladığınızda ayırır, kalıp oluşturur, çoğaltırsınız. Sezgisel zihinle ilişki içinde görür, olasılıkları fark eder, esinlere açık olursunuz.

Zihinsel akılla düşünenler Kendini Bilme'yi tanımlamanın sınırlamak olduğu sonucuna doğal olarak varır. Oysa sezgisel akılla, yani kalp manyetizmasıyla desteklenmiş duru bir bakışla Kendini Bilme daha çok ilişkinin olasılıklarıyla ve yeni kavrayışlara kapı açarak tanımlanır. Bu nedenle Kendini Bilme bütün zihinsel akılla yapılan tanımların ötesinde olur. Bu nedenle Kendini Bilme sezgisel zihnin tanımlamalarıyla "erenler"in yoluna ışık olur.

30 Mayıs 2020 Cumartesi

KENDİNİ KANDIRMAK YA DA İNCE NEFSANİYET ÜZERİNE

Kendi yanlışlarını örtecek kutsal malzemeler peşinde koşmana gerek yok. Çünkü hiçbir yalanın bahanesi olmaz ve işini yaptırmak için yüze gülmek bencilce bir çelişkidir. Hiçbir şey içindeki bencilliğini ve insanları kullanma edepsizliğini gizleyemez. Bir bayrak da kutsal bir metin de gönüllerin saflıkla hissetmesini, her şeyin herkesçe bilinmesini uzun bir süre engelleyemez.
İnce nefsaniyet işini bilir, Yol'a "Yolun Dili"yle ihanet eder; o kadar incedir ki üst dünyaların yüksek zekasını bile kandırdığını sanır. Gerçekteyse kandırdığı kendisidir, düşünce merkezinin biçimlendirme gücü fark edilmemek için Yol'u malzeme yapar; ama onun için asıl sorun malzeme değil, eylemlerin çıplaklığının örtülemezliğidir. Çalışmanın dilini öğrenmiş bir benlik onu elinde oynatır ve o benliğin üst alemlerle, yüksek zekalarla paydaşlığı olamaz. Üst alemlerle tek ilişkisi bencilliğini, çarpıtmasını, birliği yadsımasını idrak ettirecek sınavlara tutulmasıdır.

14 Mayıs 2020 Perşembe

DOKUNUŞLAR


Kim bağırır, diye düşündüm. Kuyuda kalan sesini duyurmak ister. Boyut olarak diplerde olanın çırpınışıdır bağırtı. Can yukarıya çıkmak ister aşağıdan. Belli bir boyut yüksekliğinde olan için yasayla aynı düzlemdeyken bağırmaya da gerek yoktur.

Telefonun karşısındaki sesimizi duymayınca bağırırız. Farklı yerde olmak köklü bir ayrılık teması olmuş. Fiziksel dediğimiz kaba frekans havayı kullanır, karşı tarafa ulaşır. Fiziksel bir organik yapıya değer. O değer elektrik akımı olarak sinir ağında değerlendirilir. Dokunmanın bir biçimidir, ses ve onun yükseltilmiş durumu.

Duygular düşüncelerin bedene değmesiyle oluşur. Bu da fiziksel olmayanın fiziksel olana bir dokunuşudur. İnsan bedeni bu ince enerjilere belli tepkiler verir. Zihin beden etkileşimi varlığın gelişimini belirler. İnsan canı ya da varlığı bedenin gücünü duygu yönetimiyle kendisine kazandırır. Doğru düşüncelerle hareket eden insan doğru eylemler yapar. Doğruluk evrensel yasalara uygunluktan başka bir şey değildir.

Kötü bir söz canımıza dokunur. O da yükseltilmiştir ve bir değer, bilgi, içerik taşır. Fiziksel olmayan dokunuş içerir. İnce araçlarla ince dokunuşlar farklı bir ortamdır. Araçlar değişir yasa, kural aynı kalır.

Dokunuşlar çeşit çeşit. Somutun somuta, soyutun somuta ve soyutun soyuta dokunuşlar vardır.

2 Nisan 2020 Perşembe

GÜLDÜRÜRKEN DÜŞÜNDÜRMEK


Gülünç olan, birçok kavramdan parça içerir ve onda birçok parça birleşir. Beklenmedik bir durum oluşu gülmece sanatının sürpriz kavramından aldığı parçadır. Karşıtlık da olanak verir, kutuplardan yararlanır. Eleştiriden de beğenmeme ve yadırgama alır. Karikatür sanatında da kullanılan  abartmayı çok sever. Benim en sevdiğim yanı özetlemedir. Gülmece iyice karmaşıklaşmış bir durumu bir iki cümlede her yönüyle anlatıverir.

Her gülünç olan gülmece değildir. Biri düşer, ağzı bozuk biriyse küfreder ve siz ona gülersiniz. Gülmece güldürürken bir eksiği tamamlar, o düşen adam herkesi düşüren adamsa iş değişir. O zaman olaylar arasında ilişki kurar, düşünmeye başlarsınız. Gülmece sanatı güldürmeden önce ve güldürürken düşündürür, yani düşünen adamların işidir.

Ne gülünçtür ki kimi zaman gülmeceyi meslek edinenler gülmeceye karşıdır. Sözgelimi Cem Yılmaz, "Ne yani şimdi bir espri yaptım, durup ciddi ciddi düşünecek miyim?" diyerek kendisini espri malzemesi  yapmıştır. Onu gülümseyerek dinlerken "Yazık, Nasreddin Hoca'ya, Charli Chaplin'e hiç bakmamış mı?" demiştim. Cem Yılmaz, 80 Darbesi sonrası yetişmiş bir güldürücü adayıydı, olağan karşılamıştım. Yaşamın içinde gizli yasalar vardır, bu evrensel yasalar atasözü ve deyimlerle de anlatılır. Cem'e de "tükürdüğünü yalamak" yani siyasi bir yanda durmak nasip olacaktı.

Gülmecenin en üst düzeyi içerdiği parça sayısıyla doğru orantılıdır ve bu güldürürken düşündürmesinde ortaya çıkar. Burada gülmece şiire yaklaşır, az sözle ve değişik biçimde anlatır. Bir araya gelemeyen sözleri yan yana getirir, herkesin söyleyemediğini dillendirir ve onların yerine konuşur. O yüzden gülmece söz sanatıdır, opera gibi bir doruk, sanatsal bir toplamdır.

Her şey gülmecenin konusudur; ama cinsellik ve siyaset tabu içerdiği için daha çok konu edilir. Halkın söyleyemediğini gülmece söyler, duvarı deler. Kimileri gülmece yapana kızar, oysa basıncı azalttığı için ona teşekkür etmelidir. Gelişmiş toplumlarda gülmeceye önem verilir, siyasetçiler hoşgörü gösterir. Gelişmiş toplum derken anlayışı kastediyorum, saraydaki soytarı olarak gülmece hep var olmuştu. Saraydaki soytarı vezirden de üstündü, düşünce alanı açarak gerçeği görmeyi kolaylaştırırdı. 

Gülmece, cesaretten de payını alır, çocukluktan da "kralın çıplak" olduğunu söyler. Gülmece son gülen siz olun diye sanattır.

21 Mart 2020 Cumartesi

KÜRESEL VİRÜTİK SALGIN

Ah insanoğlu; doğa seni ölümle tehdit etmek zorunda mı, birlikte yaşamayı acılarla mı öğreneceksin, içindeki küçük kötü dışındaki büyük kötüyle mi durdurulacak, gerçekten Dünya'nın yalan olduğunu ne zaman öğreneceksin, ne zaman vazgeçeceksin doğayı yönetmeye çalışmaktan? Doğayı anlamak ve onunla uyumlu olmak için bilgili değil, bir bilge olmalısın.

Hastalık ve savaşlarla gelen acılar başkalarınca düşlendi, çağrıldı; ama apaçık belli ki senin düşüncen ve çağrın değildi. O zaman korkmana, asıl korkması gerekenlerin korkusunu paylaşmana gerek yok. Acıya yazılmadığın için acılarla ilgili bir kader karesinin doğrudan doğruya içinde değilsin. Bu yüzden acının fiziksel işleri önüne düşmüyor. Buradaki sınavın dolaylı, içsel dayanıklılığın, sağlamlığınla ilgili. Senin sınavın acıların yaşatacağı fiziksellik değil. Gerçekliği yalnızca dışarısı sandığın için acılarla senin payına gelenin fiziksel olacağını sanıyorsun. İçe bakma bilgeliği gösterirsen ve içinde sağlam bir duruş sergilersen dışarıdaki hiçbir güç seninle baş edemez. Yalnızca gözlemle, içini denetle, önüne düşen varsa elini uzat; ama oturduğun yerde kaygı, olumsuzluk üretme. Olumluda kal; olumlu düşünmek aptallık değil, yeryüzünün tek bilgeliğidir.

Küresel virütik salgın bir anti-tezdir. Tez malum, aynaya bakmak yeterli. Adı konmamış toplumsal çılgınlığımıza bir ayar, bir fren, bir uyarı gerekiyordu. Tez, zihinsel aklın hayali, stres yüklü, kendine yabacılaşmış döngüleriydi. Bunlar sözde lüks yaşamın toplumda derecelenmiş dağılımı ve bedelin alt sınıflara (işçi-göçmen, kadın-çocuk) ve doğaya (ekolojik sisteme) ödetilmek üzere oynanan yaşamlardı. Büyük evrensel düzenin karşısında bu oyuncu, anamalcı, analitik, yararcı düzen her zaman kolayca çökmüştür. Büyük evrensel düzen bu kez oldukça nazik davrandı, büyük fiziksel yıkımlar sunmadı. Ama ölüm sopasını göstererek gerçekte olağan olmayan "olağan" yaşamımızı durdurdu. Analitik, yararcı kafa zarardan kar etme peşinde koşadursun yeryüzünde bütüncül, paylaşımcı, sürdürülebilir, evrensel akışa uyumlu düşünce alanları tohumladı. Bu birilerinin istediği için olmadı, ama birileri uyum sağlama çabaları içinde olabilir ve onlar da bütüncül uyumu yakalamalıdır. Bir de sentez vardı, o bundan sonra başlayacak.


2 Ağustos 2019 Cuma

İNİSİYE / EREN

Ermek, erginleşip pişmek insanı bedenin ötesine taşır. Hedefimiz Dünya, dünya malı olunca konumumuzu bir alta düşürmüş oluruz. Yalnızca yeryüzü için değil, Güneş için de yaşamaya başlayabiliriz. Hedefi yüksek olan, bilgelik güneşine yönelen insanlar bedenin, yeryüzünün ötesinde sevgiyi, sezgiyi, esinleri, anlamı bulur. Eylemin kendisi hedef olmaktan çıkınca gerçek hedef belirir. İnisiye ya da eren bir üst aşamanın yüksek bilincine doğar. Daha az yer, uyur ve konuşur. Bu eylemlerini yüksek düşüncelerle destekler. Gün içinde çöp düşünceleri, gereksiz ilişkileri bırakır. Eylemleri alçakgönüllülük ve dürüstlükle olur. Sözleri duygu ve düşünceleriyle çelişmez. İnsanlara değer verir, kimseyi küçümsemez, kimseden nefret etmez. İnisiye ya da eren bütün bunları deneyimlemiş bir öğretmenin kılavuzluğunda güvenle ilerler.
Yukarısı bir üst boyut inisiyenin yeni yurdudur. Öğretmenler bir süre sonra görünmeyenden de gelir. Burası yeryüzüne göre daha ince bir alemdir. İnisiye yeryüzünde dört element içinde olduğu gibi bu ince alemde de dört element içindedir. Bir farkla ki yeryüzündeki bedeninde toprak ve su öğeleri ağır basarken üst alemdeki ince bedeninde ateş ve hava öğeleri daha ağır basar. İnisiyenin ruhu her elemente inerken ince niteliklerini verip katı nitelikler almıştır. İnisiyenin çıkışı bu alışverişin tersiyle olur, emanetleri alarak ruhsal olgunlaşmaya varılır. Vermek tam da burada "almak"tır.
Öğretmen bazen bir adım bazen bin adım önde gidendir. Bazı öğretmenler tam bir öğretmen oluncaya kadar öğretmenlik yaparken öğrencidir. Onların da öğrencileri gibi sınavları vardır. Bazıları tam bir öğretmen olacak bin adım öteye geçecekken yine bir sınava tutulur. Piramitin içinde her engeli aşan inisiye adayının en sondaki içki ve kadın sınavı gibi beklenmedik sınavlar da vardır. Bu Yol'da herkes aşağıya öğretmen yukarıya öğrencidir. Her çıkış aydınlanma her iniş de beşer olmak ya da "eşeklik"tir.

İNSANIN HARCI

Uzun yolu seçmek zorunda değiliz: dur, gözle, fark et, yüzleş ve dönüştür. İnsan durup kendini gözlemleyince yanlış yanlarını görür ve onlar...