Gönül kardeşinin elini nefs kardeşi tutmalı. Gönlünüz de nefsinize
elini uzatıp onu yanına çekmeli ya da hiç beklenmedik bir şey olmalı, ölmeden
önce ölüp bu dünyada hakikate doğmalı. Bu dünyada hakikate doğunca, eşyanın
perdesini kaldırınca ölüm kapısından geçtiğiniz gün şenliğiniz olur. Düğün ve
cenaze yer değiştirir. Yeryüzünün ölü damadı yerine gökyüzünün gelini
olursunuz. Derler ki tanrısal diyarlardan kopup gelen özümüz bedenle birleşince
gönül ve nefs ortaya çıkar. Gönül ruh güneşine bakar, nefs yeryüzüne. Gönlün
derdi özün özlemi, nefsin derdi ölüm korkusudur ve bil ki herkes derdinin
seviyesindedir. Hangi seviyede olduğunuzu görmek istiyorsanız derdinize,
uğraşınıza, uğraştıklarınıza bakın. Kimi eleştiriyorsanız gece gündüz kimin
peşine düştüyseniz siz o’sunuz. Tasavvuf ehli dert olarak aşkı seçmişlerdi, Yaradan
aşkını, onların derdi gizemli bir aşktı. Şimdi bir bakın bakalım kendinize siz
neyin peşine düştünüz. Dert edindiklerinize, vakit ve enerji verdiklerinize
bakın bakalım, o düşman diye bellediğiniz, arkasından atıp tuttuğunuz büyüklü
küçüklü diktatörlere, hanenizdeki, yakınlarınızdaki, işyerinizdeki, medyada boy
gösteren bütün despotlara bir bakın onlarda olan sizde ne kadar var görün, ancak
kendinizde gördükçe ilerleyebilirsiniz. Dışarıda olumluya içeride olumsuza
bakılır. Yeryüzünün kötü, yanlış, acı durumuna bakıp iyiyi, doğruyu, sevinci
aramalıyız ve özümüze, içimize baktığımızda gölgelerimizi görmeliyiz. Bedenin
dışında, kendisi de dahil, sonlu ve geçici olanın gerçek bir hedefi yoktur; ama
özümüze açılan gönül kapımızın hedefi sonsuzluk ve özgürlüktür. İnsan nefsinin
gücünü gönlünün hedefine yakıt yapar yapar, onlarla dönüşür, sonra ölür ve
yuvaya doğar.
15 Eylül 2020 Salı
DERDİNİZ SİZSİNİZ
14 Temmuz 2020 Salı
-neyim neredeyim-
hangisiyim neyim şimdi
kimlikte sıra numarası
adımı oluşturan harfler mi
sayılarla doğmuşum doğru
elbet var onların taşıdığı bir bilgi
elbet bana düşen harflerin bir işi
belki kendimi bilmem için
bana gereken birkaç soru
hedefim ne ben neredeyim
birdeyim en önce şimdi ikideyim
aşağıların aşağısında paramparçayım
bir erildeyim bir dişildeyim
yerini göğünü birleştirememiş bir kişideyim
yeryüzünde üç boyuttayım
ateş hava su ve toprak
dört duvar içindeyim
sonra beşteyim beş duyuda
altıncının yedincinin peşindeyim
hedefim ne ben neredeyim
a'dayım b'deyim c'deyim
aslında sayı olarak görünen neyse
harfler de oymuş işin keşfindeyim
her şeyim her şeyin titreşimindeyim
kendi kendime bir perdeyim
bir yanım yıldızdan ışıktan
bir yanım yeryüzünden balçıktan
iki denizin birleştiği yerdeyim
4 Haziran 2020 Perşembe
KENDİNİ BİLMEYİ TANIMLAMAK
Tanımlamak da iki temel seçimden nasibini alır. İlki zihinsel akıl ikincisi sezgisel zihin. İlki analitik ikincisi sistemik akar. Zihinsel akılla tanımladığınızda ayırır, kalıp oluşturur, çoğaltırsınız. Sezgisel zihinle ilişki içinde görür, olasılıkları fark eder, esinlere açık olursunuz.
Zihinsel akılla düşünenler Kendini Bilme'yi tanımlamanın sınırlamak olduğu sonucuna doğal olarak varır. Oysa sezgisel akılla, yani kalp manyetizmasıyla desteklenmiş duru bir bakışla Kendini Bilme daha çok ilişkinin olasılıklarıyla ve yeni kavrayışlara kapı açarak tanımlanır. Bu nedenle Kendini Bilme bütün zihinsel akılla yapılan tanımların ötesinde olur. Bu nedenle Kendini Bilme sezgisel zihnin tanımlamalarıyla "erenler"in yoluna ışık olur.
Zihinsel akılla düşünenler Kendini Bilme'yi tanımlamanın sınırlamak olduğu sonucuna doğal olarak varır. Oysa sezgisel akılla, yani kalp manyetizmasıyla desteklenmiş duru bir bakışla Kendini Bilme daha çok ilişkinin olasılıklarıyla ve yeni kavrayışlara kapı açarak tanımlanır. Bu nedenle Kendini Bilme bütün zihinsel akılla yapılan tanımların ötesinde olur. Bu nedenle Kendini Bilme sezgisel zihnin tanımlamalarıyla "erenler"in yoluna ışık olur.
30 Mayıs 2020 Cumartesi
KENDİNİ KANDIRMAK YA DA İNCE NEFSANİYET ÜZERİNE
Kendi yanlışlarını örtecek kutsal malzemeler peşinde koşmana gerek yok. Çünkü hiçbir yalanın bahanesi olmaz ve işini yaptırmak için yüze gülmek bencilce bir çelişkidir. Hiçbir şey içindeki bencilliğini ve insanları kullanma edepsizliğini gizleyemez. Bir bayrak da kutsal bir metin de gönüllerin saflıkla hissetmesini, her şeyin herkesçe bilinmesini uzun bir süre engelleyemez.
İnce nefsaniyet işini bilir, Yol'a "Yolun Dili"yle ihanet eder; o kadar incedir ki üst dünyaların yüksek zekasını bile kandırdığını sanır. Gerçekteyse kandırdığı kendisidir, düşünce merkezinin biçimlendirme gücü fark edilmemek için Yol'u malzeme yapar; ama onun için asıl sorun malzeme değil, eylemlerin çıplaklığının örtülemezliğidir. Çalışmanın dilini öğrenmiş bir benlik onu elinde oynatır ve o benliğin üst alemlerle, yüksek zekalarla paydaşlığı olamaz. Üst alemlerle tek ilişkisi bencilliğini, çarpıtmasını, birliği yadsımasını idrak ettirecek sınavlara tutulmasıdır.
İnce nefsaniyet işini bilir, Yol'a "Yolun Dili"yle ihanet eder; o kadar incedir ki üst dünyaların yüksek zekasını bile kandırdığını sanır. Gerçekteyse kandırdığı kendisidir, düşünce merkezinin biçimlendirme gücü fark edilmemek için Yol'u malzeme yapar; ama onun için asıl sorun malzeme değil, eylemlerin çıplaklığının örtülemezliğidir. Çalışmanın dilini öğrenmiş bir benlik onu elinde oynatır ve o benliğin üst alemlerle, yüksek zekalarla paydaşlığı olamaz. Üst alemlerle tek ilişkisi bencilliğini, çarpıtmasını, birliği yadsımasını idrak ettirecek sınavlara tutulmasıdır.
14 Mayıs 2020 Perşembe
DOKUNUŞLAR
Kim bağırır, diye düşündüm. Kuyuda kalan sesini duyurmak
ister. Boyut olarak diplerde olanın çırpınışıdır bağırtı. Can yukarıya çıkmak
ister aşağıdan. Belli bir boyut yüksekliğinde olan için yasayla aynı
düzlemdeyken bağırmaya da gerek yoktur.
Telefonun karşısındaki sesimizi duymayınca bağırırız. Farklı
yerde olmak köklü bir ayrılık teması olmuş. Fiziksel dediğimiz kaba frekans
havayı kullanır, karşı tarafa ulaşır. Fiziksel bir organik yapıya değer. O
değer elektrik akımı olarak sinir ağında değerlendirilir. Dokunmanın bir
biçimidir, ses ve onun yükseltilmiş durumu.
Duygular düşüncelerin bedene değmesiyle oluşur. Bu da
fiziksel olmayanın fiziksel olana bir dokunuşudur. İnsan bedeni bu ince
enerjilere belli tepkiler verir. Zihin beden etkileşimi varlığın gelişimini
belirler. İnsan canı ya da varlığı bedenin gücünü duygu yönetimiyle kendisine
kazandırır. Doğru düşüncelerle hareket eden insan doğru eylemler yapar.
Doğruluk evrensel yasalara uygunluktan başka bir şey değildir.
Kötü bir söz canımıza dokunur. O da yükseltilmiştir ve bir
değer, bilgi, içerik taşır. Fiziksel olmayan dokunuş içerir. İnce araçlarla
ince dokunuşlar farklı bir ortamdır. Araçlar değişir yasa, kural aynı kalır.
Dokunuşlar çeşit çeşit. Somutun somuta, soyutun somuta ve
soyutun soyuta dokunuşlar vardır.
2 Nisan 2020 Perşembe
GÜLDÜRÜRKEN DÜŞÜNDÜRMEK
Gülünç olan, birçok kavramdan parça içerir ve onda birçok
parça birleşir. Beklenmedik bir durum oluşu gülmece sanatının sürpriz
kavramından aldığı parçadır. Karşıtlık da olanak verir, kutuplardan yararlanır.
Eleştiriden de beğenmeme ve yadırgama alır. Karikatür sanatında da
kullanılan abartmayı çok sever. Benim en
sevdiğim yanı özetlemedir. Gülmece iyice karmaşıklaşmış bir durumu bir iki
cümlede her yönüyle anlatıverir.
Her gülünç olan gülmece değildir. Biri düşer, ağzı bozuk
biriyse küfreder ve siz ona gülersiniz. Gülmece güldürürken bir eksiği
tamamlar, o düşen adam herkesi düşüren adamsa iş değişir. O zaman olaylar
arasında ilişki kurar, düşünmeye başlarsınız. Gülmece sanatı güldürmeden önce
ve güldürürken düşündürür, yani düşünen adamların işidir.
Ne gülünçtür ki kimi zaman gülmeceyi meslek edinenler
gülmeceye karşıdır. Sözgelimi Cem Yılmaz, "Ne yani şimdi bir espri yaptım,
durup ciddi ciddi düşünecek miyim?" diyerek kendisini espri malzemesi yapmıştır. Onu gülümseyerek dinlerken
"Yazık, Nasreddin Hoca'ya, Charli Chaplin'e hiç bakmamış mı?"
demiştim. Cem Yılmaz, 80 Darbesi sonrası yetişmiş bir güldürücü adayıydı,
olağan karşılamıştım. Yaşamın içinde gizli yasalar vardır, bu evrensel yasalar
atasözü ve deyimlerle de anlatılır. Cem'e de "tükürdüğünü yalamak"
yani siyasi bir yanda durmak nasip olacaktı.
Gülmecenin en üst düzeyi içerdiği parça sayısıyla doğru
orantılıdır ve bu güldürürken düşündürmesinde ortaya çıkar. Burada gülmece
şiire yaklaşır, az sözle ve değişik biçimde anlatır. Bir araya gelemeyen sözleri
yan yana getirir, herkesin söyleyemediğini dillendirir ve onların yerine
konuşur. O yüzden gülmece söz sanatıdır, opera gibi bir doruk, sanatsal bir
toplamdır.
Her şey gülmecenin konusudur; ama cinsellik ve siyaset tabu
içerdiği için daha çok konu edilir. Halkın söyleyemediğini gülmece söyler,
duvarı deler. Kimileri gülmece yapana kızar, oysa basıncı azalttığı için ona
teşekkür etmelidir. Gelişmiş toplumlarda gülmeceye önem verilir, siyasetçiler
hoşgörü gösterir. Gelişmiş toplum derken anlayışı kastediyorum, saraydaki
soytarı olarak gülmece hep var olmuştu. Saraydaki soytarı vezirden de üstündü,
düşünce alanı açarak gerçeği görmeyi kolaylaştırırdı.
Gülmece, cesaretten de payını alır, çocukluktan da
"kralın çıplak" olduğunu söyler. Gülmece son gülen siz olun diye
sanattır.
21 Mart 2020 Cumartesi
KÜRESEL VİRÜTİK SALGIN
Ah insanoğlu; doğa seni ölümle tehdit etmek zorunda mı, birlikte yaşamayı acılarla mı öğreneceksin, içindeki küçük kötü dışındaki büyük kötüyle mi durdurulacak, gerçekten Dünya'nın yalan olduğunu ne zaman öğreneceksin, ne zaman vazgeçeceksin doğayı yönetmeye çalışmaktan? Doğayı anlamak ve onunla uyumlu olmak için bilgili değil, bir bilge olmalısın.
Hastalık ve savaşlarla gelen acılar başkalarınca düşlendi, çağrıldı; ama apaçık belli ki senin düşüncen ve çağrın değildi. O zaman korkmana, asıl korkması gerekenlerin korkusunu paylaşmana gerek yok. Acıya yazılmadığın için acılarla ilgili bir kader karesinin doğrudan doğruya içinde değilsin. Bu yüzden acının fiziksel işleri önüne düşmüyor. Buradaki sınavın dolaylı, içsel dayanıklılığın, sağlamlığınla ilgili. Senin sınavın acıların yaşatacağı fiziksellik değil. Gerçekliği yalnızca dışarısı sandığın için acılarla senin payına gelenin fiziksel olacağını sanıyorsun. İçe bakma bilgeliği gösterirsen ve içinde sağlam bir duruş sergilersen dışarıdaki hiçbir güç seninle baş edemez. Yalnızca gözlemle, içini denetle, önüne düşen varsa elini uzat; ama oturduğun yerde kaygı, olumsuzluk üretme. Olumluda kal; olumlu düşünmek aptallık değil, yeryüzünün tek bilgeliğidir.
Küresel virütik salgın bir anti-tezdir. Tez malum, aynaya bakmak yeterli. Adı konmamış toplumsal çılgınlığımıza bir ayar, bir fren, bir uyarı gerekiyordu. Tez, zihinsel aklın hayali, stres yüklü, kendine yabacılaşmış döngüleriydi. Bunlar sözde lüks yaşamın toplumda derecelenmiş dağılımı ve bedelin alt sınıflara (işçi-göçmen, kadın-çocuk) ve doğaya (ekolojik sisteme) ödetilmek üzere oynanan yaşamlardı. Büyük evrensel düzenin karşısında bu oyuncu, anamalcı, analitik, yararcı düzen her zaman kolayca çökmüştür. Büyük evrensel düzen bu kez oldukça nazik davrandı, büyük fiziksel yıkımlar sunmadı. Ama ölüm sopasını göstererek gerçekte olağan olmayan "olağan" yaşamımızı durdurdu. Analitik, yararcı kafa zarardan kar etme peşinde koşadursun yeryüzünde bütüncül, paylaşımcı, sürdürülebilir, evrensel akışa uyumlu düşünce alanları tohumladı. Bu birilerinin istediği için olmadı, ama birileri uyum sağlama çabaları içinde olabilir ve onlar da bütüncül uyumu yakalamalıdır. Bir de sentez vardı, o bundan sonra başlayacak.
Hastalık ve savaşlarla gelen acılar başkalarınca düşlendi, çağrıldı; ama apaçık belli ki senin düşüncen ve çağrın değildi. O zaman korkmana, asıl korkması gerekenlerin korkusunu paylaşmana gerek yok. Acıya yazılmadığın için acılarla ilgili bir kader karesinin doğrudan doğruya içinde değilsin. Bu yüzden acının fiziksel işleri önüne düşmüyor. Buradaki sınavın dolaylı, içsel dayanıklılığın, sağlamlığınla ilgili. Senin sınavın acıların yaşatacağı fiziksellik değil. Gerçekliği yalnızca dışarısı sandığın için acılarla senin payına gelenin fiziksel olacağını sanıyorsun. İçe bakma bilgeliği gösterirsen ve içinde sağlam bir duruş sergilersen dışarıdaki hiçbir güç seninle baş edemez. Yalnızca gözlemle, içini denetle, önüne düşen varsa elini uzat; ama oturduğun yerde kaygı, olumsuzluk üretme. Olumluda kal; olumlu düşünmek aptallık değil, yeryüzünün tek bilgeliğidir.
Küresel virütik salgın bir anti-tezdir. Tez malum, aynaya bakmak yeterli. Adı konmamış toplumsal çılgınlığımıza bir ayar, bir fren, bir uyarı gerekiyordu. Tez, zihinsel aklın hayali, stres yüklü, kendine yabacılaşmış döngüleriydi. Bunlar sözde lüks yaşamın toplumda derecelenmiş dağılımı ve bedelin alt sınıflara (işçi-göçmen, kadın-çocuk) ve doğaya (ekolojik sisteme) ödetilmek üzere oynanan yaşamlardı. Büyük evrensel düzenin karşısında bu oyuncu, anamalcı, analitik, yararcı düzen her zaman kolayca çökmüştür. Büyük evrensel düzen bu kez oldukça nazik davrandı, büyük fiziksel yıkımlar sunmadı. Ama ölüm sopasını göstererek gerçekte olağan olmayan "olağan" yaşamımızı durdurdu. Analitik, yararcı kafa zarardan kar etme peşinde koşadursun yeryüzünde bütüncül, paylaşımcı, sürdürülebilir, evrensel akışa uyumlu düşünce alanları tohumladı. Bu birilerinin istediği için olmadı, ama birileri uyum sağlama çabaları içinde olabilir ve onlar da bütüncül uyumu yakalamalıdır. Bir de sentez vardı, o bundan sonra başlayacak.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
İNSANIN HARCI
Uzun yolu seçmek zorunda değiliz: dur, gözle, fark et, yüzleş ve dönüştür. İnsan durup kendini gözlemleyince yanlış yanlarını görür ve onlar...
-
GEMİLER VE İNSANOĞLUNUN YAZGISI Toprağın üzerine kurulan barınağın deniz üstüne yansımasıdır gemiler. Bir çadırdır, evdir. Deniz ana, z...
-
Gülünç olan, birçok kavramdan parça içerir ve onda birçok parça birleşir. Beklenmedik bir durum oluşu gülmece sanatının sürpriz kavramınd...
-
Uzun yolu seçmek zorunda değiliz: dur, gözle, fark et, yüzleş ve dönüştür. İnsan durup kendini gözlemleyince yanlış yanlarını görür ve onlar...