20 Ocak 2023 Cuma

İNSANIN HARCI

Uzun yolu seçmek zorunda değiliz: dur, gözle, fark et, yüzleş ve dönüştür. İnsan durup kendini gözlemleyince yanlış yanlarını görür ve onlarla yüzleşmek istemez. Bilgisi azdır, kullandığı sözcükler, kavramlar dardır. Beden onun için kendisidir, bir özü olduğunun farkında değildir. O özün bir evrensel güç çorbası içinde kaynadığını bilmez. İnsan bedeniyle özü arasında dört elementin karışımıyla gelgit içinde var olduğunu bilmez. Kadim bilgeliğin ateş, hava, su ve toprak dediği dört evrensel gücün işlerini anlamaya girişmez. Dört elementin bir ucuna, olumsuzuna yuvarlanır; ateşle öfkelenir, havayla olmadık hayaller içinde oyalanır, suyla duygu batağında çırpınır, toprakla bağımlılıklara düşer. Kendine kör, gerçeğine yabancı, mutsuz, acılı bir kaderi seçer.

İnsanın harcı dört temel evrensel güçten oluşur.

İnsan kozmolojik bir tanımla bedensel, duygusal ve zihinsel olarak dört elementin üçlü bir karılışıdır. Her üç aşamamızda bir element öne çıkar, bedende su, duyguda hava, zihinselde ateş olabilirsiniz. Adınız, doğum tarihiniz, burcunuz rastlantı değildir. Yaşam sistem içinde sistem olarak yapılanmıştır. İnsan da bundan nasibini almıştır.

Alfabenin dört elementle karılmış harcımız olduğunu kimseye söylemeyin, aramızda kalsın. Maddesel ve ruhsal birçok düzlemde dört tip enerji işler. Ne tür bir yazı kaleme alınırsa alınsın bilim insanları da kadim bilgelik de aynı güçlerden söz eder. Her harfin bir gizemi var, üstelik bu durum doğrudan seninle ilgili.

Çok büyük bir yaratım içinde ilerliyoruz.

5 Mart 2022 Cumartesi

BEDENE VE RUHA YAKLAŞMAK

Zihinsel aklımız sol beynin marifetidir. Analitik bir anlayıştır, matematik, mantık burada çalışır; ne var ki insana yetmez. Sağ beyin yaratıcılık, esinlenme, bütünü görme işini yerine getirir. Günümüz uygarlığı analitik temelde erdemsiz bir teknolojiyi getirmiş, çevreyi ve ahlakı koruyamamıştır. 

Analitik düşüncenin üstünde sistemik düşünce vardır. Sol ve sağ yarım kürelerin birlikte çalışmasıyla ortaya çıkar. Yeryüzünün çevreci, eşitlikçi, bütüncül, erdemli bir çıkışa gereksinimi vardır. Kendini Bilme insanın kendisinin en iyi biçimine doğru çalışmasıdır. 

Beden ve ruhu üzerine belli bir yöntemle yaklaşmasıdır. Bedenle ilgili fikirler, bilinçle ilgili fikirler sistemik yaklaşımla fark edilmelidir. Günümüzde tasavvuf bilgileriyle, koçlukla, NLP ile, spiritüel akımlarla Kendini Bilme bilgileri kullanılıyor. Ama daha ciddi, daha derin bir psikolojik yöntem olarak ele alınmalı.

Kendini Bilme düşünceleriyle insan kaba bedeni içinde ince bir beden hedefler. İnsanın üç katlı yapısında merkezlerin üst bölümlerinde yaşaması ince bedeni oluşturmaya başlar. Olumsuz duygular insanı dibe doğru kaba bir yapıya çeker, kendinin efendisi olma inancını yitiren insanlar bedensel olarak incelemez. Doğal, içi dolu, net olumlu duygular olmadan bu döngüden kurtulamaz. Sözde olumlu duygular, öğrenilmiş kibarlık, yüzeysel barışma ve affetmeler benliklerin oyunlarıdır. Doğal, içi dolu, net bir affetme duygusu, içsel barış gücünü insan özünün ait olduğu yerden, yüksek merkezlerden, sistemin yasalarından alır.


4 Eylül 2021 Cumartesi

ANLATMA ANLAMA İÇİNDİR

Tam da ikiliğin ortasındayken karşımızda biri vardır ve o kendimizi fark etmek için oradadır. Ona, daha doğrusu bir başka yanımıza, kendimizi anlamak için anlatırız. Kendimize doğrudan birinci kişi olarak emredemeyiz, ikinci kişi üzerinden sesleniriz: hadi oğlum, başaracaksın! An bu alemde var olduğumuz nokta ve an için bir başkasına muhtacız. Bu eylem tanrısaldır, teklikle ilgili tek hikayedir.

"Evren atomlardan değil hikayelerden oluşur." diyor Amerikalı edebiyatçı Muriel Rukeyser. Evet, ona katılmamak mümkün değil. Atomu parçaladığımızda bir hikayeye ulaşırız. Önce kocaman bir boşluk, bir alan açılır önümüze; sonrası sonsuz hareketler ve eylemlerdir. Gizemli bir yerden gelen bir bilincin giderek katılaşmasını izleriz. Bu hikayede kozmik zaman, mekan kullanılır. Kişiler ve onların yaşadıkları da kozmiktir. Varoluş serüvenimizin ayrıntılarını merak etmek, kendini aramak kozmik bir tattır.

Evrenin, bütün hikayelerin içimizde olduğunu biliyorum. O yüzden yeryüzünde yürürken başımı, dikkatimi görünmeyen göğe çeviririm ve ona senin uyumundan ayrı düştüğüm her an için özür diliyorum, diye eksiklenerek seslenirim. Duygu ve düşüncelerden oluşan adımlarımı kendime doğru attıkça karşıma çıkan her sahnenin bilinçli kişisi olur, ama anlatıcının da kendim olduğunu hiç unutmayarak sonsuz bir hikayenin içinde akarım.

Hikaye yalnız ben değişince değişir, bunun bir imkan olduğunu o zaman anlarım.

23 Mayıs 2021 Pazar

Kendini Bilmek İçin Ne Yapmalı?

Kendini bilme çalışması bir seçimdir; ama siz onu değil, o sizi seçer. Merakla kendini bilme konularına birçok kişi eğilir, sonra geldikleri hızda uzaklaşır. Yaşamdaki duruşunuz, anlam arayışınız yönünüzü belirler. Kendini bilmenin içine yavaşça çekilirsiniz.

Kendini bilme yoluna girme zamanı belki şimdi gelmiştir. Yaşamınızdaki birçok olay, özellikle aksilikler, girdiğiniz patika yollar, çıkmazlar, geri dönüşler hep kendini bilmeye doğrudur. Zamanla olayların dilini çözeceksiniz ve Çalışma, Yol, kendini bilme, ne derseniz deyin, onunla konuşmaya da başlayacaksınız. Bu ilişki keyif verecek, güvenle ilerleyeceksiniz.

Kendini bilme insanın günümüzdeki durumunu başka bir açıdan görmekle başlar. Kendini bilmek için olanı görüp farklı düşünmelisiniz. Günümüz insanı kendisini şuurlu sandığı bir şuursuzluk içindedir, bir uykudan uyanıp başka bir uykuya dalmaktadır. Mekanik, otomatik bir yaşam içinde gerçekte bir şey yapamadan, iradesiz ve anlayışsız olarak ilerliyoruz. İnsan dışsal etkilerle yönetilmektedir. Birçok davranış kalıbımız var, birçok yanıtımız ezberedir. Düşünmeden eyliyor, dış durum değiştiğinde bile benzer davranıp gülünç durumlara düşebiliyoruz. Herkesin kafasında kalıpların çerçevesini oluşturduğu bir senaryo var, sizinle karşılaştığında kendi senaryosundaki sizle konuşuyor. Yaşam bu yüzden giderek karmaşıklaşıyor.

Değişmek, uyanmak, bilinçlenmek istiyorsanız çok çaba göstermeniz gerekecek. Tek başına mekaniklikten çıkabilirsiniz, ama bu kısa sürer. Kendini bilme çalışmaları bir grupla yapılırsa birey daha güçlü olur ve daha kolay ilerleyebilir. Çalışma arkadaşlarınız her uykuya dalışınızda sizin elinizden tutacaktır. Çalışma esnasında öyle huylarınızı fark edeceksiniz ki onları kabul etmekte zorlanacaksınız. Birçok kişi kendi gölgesine bakma cesareti gösteremez. Psikolojik çabanız, irade gücünüz, arkadaş desteğiyle kendini bilmeye başlayabilirsiniz.

İnsan mekanik, bilinçsiz ve gölgedeki bu halinden kaçıp kurtulmalıdır. Kendini bilme daha önce mekanikliği kırmış, bilinçli, bilge kişilerden öğrenilir. Bilen öğretmen olur ve bilmek isteyenlerden sorumludur. Bilgeler fazlalıklarından kurtulmayı başarmış kişilerdir. Şems Mevlana'ya bütün fazlalıklarını attırmıştır, kitaplar gibi somut nesnelerden başlayıp gündüz vakti meyhaneden içki aldırıp "hocalık" ününe kadar her şeyi kapsayan bir terk ediştir bu. İçinde mekaniklik, durgunluk olan her şeyden kurtulmak gerekir.

İnsan kendini bilmek için bağımlılıklarını çalışmalıdır. İnsan bağımlılıklarını bilir, ama hepsini değil. Belki yemek, içmek üzerine bağımlılıklarını görmektedir; oysa maddeyi aşan daha gizli bağımlılıkları vardır. İnsanın en çok farkında olmadığı bağımlılıkları acılarıdır. Acılarımız en derin bağımlılıklarımızdır, onları çoğu kez tartışmaya bile açmayız.

İnsan olarak acılarımıza ne denli bağlı olduğumuzun farkında değiliz. İçimizdeki birçok benlik acıdan beslenir. Acıyı bir yanımız bırakmak istese de öbür yanımız tutar. Kendini bilmek üzerine çalışabilmemiz acı engelini aşmakla olur. Bu gücü güçlü bir çalışma beni zamanla başarabilir. Çalışma beni oluşması için insana "şok"lar gereklidir. Bağımlılıklar şoklarla aşılabilir.

İnsanı uyutan, mekanik yapan güçlerin niteliğini bilmek insana güç verir, şoklardan bir bölümü bu tür bilgilerdir. Dünya etkilerini alan duyularımızın ötesine geçmemiz, haz ve acı kutupları arasında gezmekten kurtulmamız gerek. Bedensel, duygusal, zihinsel çabalarımızı bir araya getirip Dünya'ya ölmeliyiz. Ölmeden önce ölmek düşüncesi tasavvufta sıkça dile getirilir. Yeni bir bakış açısına, yeni bir gerçekliğe doğmamız için eski gerçekliğimizde ölmemiz gerekir. Dünya yanılsamasını aşmanın, mekanikliği kırmanın yolu bedenin isteklerini yönetmekten, duyguları gözlemekten, zihinsel akıldan kurtulmaktan geçer.

Kendini bilmek için uyanış bilgilerini, çeşitli yolları bilmeniz gerekir. Uyanış bilgileri kadim bilgelikten gelir. İnsanın uykuda oluşu, birçok benlikten oluşması, gölge yanlarıyla yüzleşmesi başlangıç bilgileridir. İnsan bir makineyse hiçbir makinenin kendisini bilemeyeceğini kolayca düşünebilirsiniz. İnsan, makine oluşunu anlama çabası göstermelidir. Bunun en iyi yolu bir bilene sormaktır.

10 Aralık 2020 Perşembe

HAZİNE

Elimizde bir hazine var, onun adı negatif, olumsuz olan. Her olumsuz bir olumluyu gizler. O zaman bunun üzerinde yoğunlaşalım. Örneğin “ikili olmak” bunun olumsuz birçok anlamı var. İkili oynama, çelişkiye düşme, dualite sınavları vb. Toplu ulaşım araçlarında saatlerce otururuz, kimi surat asar, kimi uyur. Orada herkesin duyacağı sesler çıkarmak ayıptır. Herkes yüksek sesle telefonla konuşana kızar. Ama bir grup genç çalgılarını çıkarıp neşeli bir türkü söylediğinde insanlar onlara eşlik etmeye başlar. Yaşamımızda cesur adımları atmayı başarmalıyız, kuralların baskıladığı birçok güzelliği ancak böyle keşfedebiliriz. Tanrısallığı ayrı, özel bir zamanda düşünmek de bir kural ama dünyasal işlerin tam ortasında tanrısallığı, manevi duruşumuzu, vicdanımızı çalıştırabiliriz. O zaman ne kadar çok tersliği, belayı def ederiz anlatılmaz. İki işi aynı anda yaparak birçok işi aynı anda yaparak gitmek Yol’da gitmektir.

15 Eylül 2020 Salı

DERDİNİZ SİZSİNİZ

Gönül kardeşinin elini nefs kardeşi tutmalı. Gönlünüz de nefsinize elini uzatıp onu yanına çekmeli ya da hiç beklenmedik bir şey olmalı, ölmeden önce ölüp bu dünyada hakikate doğmalı. Bu dünyada hakikate doğunca, eşyanın perdesini kaldırınca ölüm kapısından geçtiğiniz gün şenliğiniz olur. Düğün ve cenaze yer değiştirir. Yeryüzünün ölü damadı yerine gökyüzünün gelini olursunuz. Derler ki tanrısal diyarlardan kopup gelen özümüz bedenle birleşince gönül ve nefs ortaya çıkar. Gönül ruh güneşine bakar, nefs yeryüzüne. Gönlün derdi özün özlemi, nefsin derdi ölüm korkusudur ve bil ki herkes derdinin seviyesindedir. Hangi seviyede olduğunuzu görmek istiyorsanız derdinize, uğraşınıza, uğraştıklarınıza bakın. Kimi eleştiriyorsanız gece gündüz kimin peşine düştüyseniz siz o’sunuz. Tasavvuf ehli dert olarak aşkı seçmişlerdi, Yaradan aşkını, onların derdi gizemli bir aşktı. Şimdi bir bakın bakalım kendinize siz neyin peşine düştünüz. Dert edindiklerinize, vakit ve enerji verdiklerinize bakın bakalım, o düşman diye bellediğiniz, arkasından atıp tuttuğunuz büyüklü küçüklü diktatörlere, hanenizdeki, yakınlarınızdaki, işyerinizdeki, medyada boy gösteren bütün despotlara bir bakın onlarda olan sizde ne kadar var görün, ancak kendinizde gördükçe ilerleyebilirsiniz. Dışarıda olumluya içeride olumsuza bakılır. Yeryüzünün kötü, yanlış, acı durumuna bakıp iyiyi, doğruyu, sevinci aramalıyız ve özümüze, içimize baktığımızda gölgelerimizi görmeliyiz. Bedenin dışında, kendisi de dahil, sonlu ve geçici olanın gerçek bir hedefi yoktur; ama özümüze açılan gönül kapımızın hedefi sonsuzluk ve özgürlüktür. İnsan nefsinin gücünü gönlünün hedefine yakıt yapar yapar, onlarla dönüşür, sonra ölür ve yuvaya doğar.     


14 Temmuz 2020 Salı

-neyim neredeyim-


hangisiyim neyim şimdi
kimlikte sıra numarası
adımı oluşturan harfler mi
sayılarla doğmuşum doğru
elbet var onların taşıdığı bir bilgi
elbet bana düşen harflerin bir işi
belki kendimi bilmem için
bana gereken birkaç soru

hedefim ne ben neredeyim
birdeyim en önce şimdi ikideyim
aşağıların aşağısında paramparçayım
bir erildeyim bir dişildeyim
yerini göğünü birleştirememiş bir kişideyim
yeryüzünde üç boyuttayım
ateş hava su ve toprak
dört duvar içindeyim
sonra beşteyim beş duyuda
altıncının yedincinin peşindeyim

hedefim ne ben neredeyim
a'dayım b'deyim c'deyim
aslında sayı olarak görünen neyse
harfler de oymuş işin keşfindeyim
her şeyim her şeyin titreşimindeyim
kendi kendime bir perdeyim
bir yanım yıldızdan ışıktan
bir yanım yeryüzünden balçıktan
iki denizin birleştiği yerdeyim

4 Haziran 2020 Perşembe

KENDİNİ BİLMEYİ TANIMLAMAK

Tanımlamak da iki temel seçimden nasibini alır. İlki zihinsel akıl ikincisi sezgisel zihin. İlki analitik ikincisi sistemik akar. Zihinsel akılla tanımladığınızda ayırır, kalıp oluşturur, çoğaltırsınız. Sezgisel zihinle ilişki içinde görür, olasılıkları fark eder, esinlere açık olursunuz.

Zihinsel akılla düşünenler Kendini Bilme'yi tanımlamanın sınırlamak olduğu sonucuna doğal olarak varır. Oysa sezgisel akılla, yani kalp manyetizmasıyla desteklenmiş duru bir bakışla Kendini Bilme daha çok ilişkinin olasılıklarıyla ve yeni kavrayışlara kapı açarak tanımlanır. Bu nedenle Kendini Bilme bütün zihinsel akılla yapılan tanımların ötesinde olur. Bu nedenle Kendini Bilme sezgisel zihnin tanımlamalarıyla "erenler"in yoluna ışık olur.

30 Mayıs 2020 Cumartesi

KENDİNİ KANDIRMAK YA DA İNCE NEFSANİYET ÜZERİNE

Kendi yanlışlarını örtecek kutsal malzemeler peşinde koşmana gerek yok. Çünkü hiçbir yalanın bahanesi olmaz ve işini yaptırmak için yüze gülmek bencilce bir çelişkidir. Hiçbir şey içindeki bencilliğini ve insanları kullanma edepsizliğini gizleyemez. Bir bayrak da kutsal bir metin de gönüllerin saflıkla hissetmesini, her şeyin herkesçe bilinmesini uzun bir süre engelleyemez.
İnce nefsaniyet işini bilir, Yol'a "Yolun Dili"yle ihanet eder; o kadar incedir ki üst dünyaların yüksek zekasını bile kandırdığını sanır. Gerçekteyse kandırdığı kendisidir, düşünce merkezinin biçimlendirme gücü fark edilmemek için Yol'u malzeme yapar; ama onun için asıl sorun malzeme değil, eylemlerin çıplaklığının örtülemezliğidir. Çalışmanın dilini öğrenmiş bir benlik onu elinde oynatır ve o benliğin üst alemlerle, yüksek zekalarla paydaşlığı olamaz. Üst alemlerle tek ilişkisi bencilliğini, çarpıtmasını, birliği yadsımasını idrak ettirecek sınavlara tutulmasıdır.

14 Mayıs 2020 Perşembe

DOKUNUŞLAR


Kim bağırır, diye düşündüm. Kuyuda kalan sesini duyurmak ister. Boyut olarak diplerde olanın çırpınışıdır bağırtı. Can yukarıya çıkmak ister aşağıdan. Belli bir boyut yüksekliğinde olan için yasayla aynı düzlemdeyken bağırmaya da gerek yoktur.

Telefonun karşısındaki sesimizi duymayınca bağırırız. Farklı yerde olmak köklü bir ayrılık teması olmuş. Fiziksel dediğimiz kaba frekans havayı kullanır, karşı tarafa ulaşır. Fiziksel bir organik yapıya değer. O değer elektrik akımı olarak sinir ağında değerlendirilir. Dokunmanın bir biçimidir, ses ve onun yükseltilmiş durumu.

Duygular düşüncelerin bedene değmesiyle oluşur. Bu da fiziksel olmayanın fiziksel olana bir dokunuşudur. İnsan bedeni bu ince enerjilere belli tepkiler verir. Zihin beden etkileşimi varlığın gelişimini belirler. İnsan canı ya da varlığı bedenin gücünü duygu yönetimiyle kendisine kazandırır. Doğru düşüncelerle hareket eden insan doğru eylemler yapar. Doğruluk evrensel yasalara uygunluktan başka bir şey değildir.

Kötü bir söz canımıza dokunur. O da yükseltilmiştir ve bir değer, bilgi, içerik taşır. Fiziksel olmayan dokunuş içerir. İnce araçlarla ince dokunuşlar farklı bir ortamdır. Araçlar değişir yasa, kural aynı kalır.

Dokunuşlar çeşit çeşit. Somutun somuta, soyutun somuta ve soyutun soyuta dokunuşlar vardır.

2 Nisan 2020 Perşembe

GÜLDÜRÜRKEN DÜŞÜNDÜRMEK


Gülünç olan, birçok kavramdan parça içerir ve onda birçok parça birleşir. Beklenmedik bir durum oluşu gülmece sanatının sürpriz kavramından aldığı parçadır. Karşıtlık da olanak verir, kutuplardan yararlanır. Eleştiriden de beğenmeme ve yadırgama alır. Karikatür sanatında da kullanılan  abartmayı çok sever. Benim en sevdiğim yanı özetlemedir. Gülmece iyice karmaşıklaşmış bir durumu bir iki cümlede her yönüyle anlatıverir.

Her gülünç olan gülmece değildir. Biri düşer, ağzı bozuk biriyse küfreder ve siz ona gülersiniz. Gülmece güldürürken bir eksiği tamamlar, o düşen adam herkesi düşüren adamsa iş değişir. O zaman olaylar arasında ilişki kurar, düşünmeye başlarsınız. Gülmece sanatı güldürmeden önce ve güldürürken düşündürür, yani düşünen adamların işidir.

Ne gülünçtür ki kimi zaman gülmeceyi meslek edinenler gülmeceye karşıdır. Sözgelimi Cem Yılmaz, "Ne yani şimdi bir espri yaptım, durup ciddi ciddi düşünecek miyim?" diyerek kendisini espri malzemesi  yapmıştır. Onu gülümseyerek dinlerken "Yazık, Nasreddin Hoca'ya, Charli Chaplin'e hiç bakmamış mı?" demiştim. Cem Yılmaz, 80 Darbesi sonrası yetişmiş bir güldürücü adayıydı, olağan karşılamıştım. Yaşamın içinde gizli yasalar vardır, bu evrensel yasalar atasözü ve deyimlerle de anlatılır. Cem'e de "tükürdüğünü yalamak" yani siyasi bir yanda durmak nasip olacaktı.

Gülmecenin en üst düzeyi içerdiği parça sayısıyla doğru orantılıdır ve bu güldürürken düşündürmesinde ortaya çıkar. Burada gülmece şiire yaklaşır, az sözle ve değişik biçimde anlatır. Bir araya gelemeyen sözleri yan yana getirir, herkesin söyleyemediğini dillendirir ve onların yerine konuşur. O yüzden gülmece söz sanatıdır, opera gibi bir doruk, sanatsal bir toplamdır.

Her şey gülmecenin konusudur; ama cinsellik ve siyaset tabu içerdiği için daha çok konu edilir. Halkın söyleyemediğini gülmece söyler, duvarı deler. Kimileri gülmece yapana kızar, oysa basıncı azalttığı için ona teşekkür etmelidir. Gelişmiş toplumlarda gülmeceye önem verilir, siyasetçiler hoşgörü gösterir. Gelişmiş toplum derken anlayışı kastediyorum, saraydaki soytarı olarak gülmece hep var olmuştu. Saraydaki soytarı vezirden de üstündü, düşünce alanı açarak gerçeği görmeyi kolaylaştırırdı. 

Gülmece, cesaretten de payını alır, çocukluktan da "kralın çıplak" olduğunu söyler. Gülmece son gülen siz olun diye sanattır.

21 Mart 2020 Cumartesi

KÜRESEL VİRÜTİK SALGIN

Ah insanoğlu; doğa seni ölümle tehdit etmek zorunda mı, birlikte yaşamayı acılarla mı öğreneceksin, içindeki küçük kötü dışındaki büyük kötüyle mi durdurulacak, gerçekten Dünya'nın yalan olduğunu ne zaman öğreneceksin, ne zaman vazgeçeceksin doğayı yönetmeye çalışmaktan? Doğayı anlamak ve onunla uyumlu olmak için bilgili değil, bir bilge olmalısın.

Hastalık ve savaşlarla gelen acılar başkalarınca düşlendi, çağrıldı; ama apaçık belli ki senin düşüncen ve çağrın değildi. O zaman korkmana, asıl korkması gerekenlerin korkusunu paylaşmana gerek yok. Acıya yazılmadığın için acılarla ilgili bir kader karesinin doğrudan doğruya içinde değilsin. Bu yüzden acının fiziksel işleri önüne düşmüyor. Buradaki sınavın dolaylı, içsel dayanıklılığın, sağlamlığınla ilgili. Senin sınavın acıların yaşatacağı fiziksellik değil. Gerçekliği yalnızca dışarısı sandığın için acılarla senin payına gelenin fiziksel olacağını sanıyorsun. İçe bakma bilgeliği gösterirsen ve içinde sağlam bir duruş sergilersen dışarıdaki hiçbir güç seninle baş edemez. Yalnızca gözlemle, içini denetle, önüne düşen varsa elini uzat; ama oturduğun yerde kaygı, olumsuzluk üretme. Olumluda kal; olumlu düşünmek aptallık değil, yeryüzünün tek bilgeliğidir.

Küresel virütik salgın bir anti-tezdir. Tez malum, aynaya bakmak yeterli. Adı konmamış toplumsal çılgınlığımıza bir ayar, bir fren, bir uyarı gerekiyordu. Tez, zihinsel aklın hayali, stres yüklü, kendine yabacılaşmış döngüleriydi. Bunlar sözde lüks yaşamın toplumda derecelenmiş dağılımı ve bedelin alt sınıflara (işçi-göçmen, kadın-çocuk) ve doğaya (ekolojik sisteme) ödetilmek üzere oynanan yaşamlardı. Büyük evrensel düzenin karşısında bu oyuncu, anamalcı, analitik, yararcı düzen her zaman kolayca çökmüştür. Büyük evrensel düzen bu kez oldukça nazik davrandı, büyük fiziksel yıkımlar sunmadı. Ama ölüm sopasını göstererek gerçekte olağan olmayan "olağan" yaşamımızı durdurdu. Analitik, yararcı kafa zarardan kar etme peşinde koşadursun yeryüzünde bütüncül, paylaşımcı, sürdürülebilir, evrensel akışa uyumlu düşünce alanları tohumladı. Bu birilerinin istediği için olmadı, ama birileri uyum sağlama çabaları içinde olabilir ve onlar da bütüncül uyumu yakalamalıdır. Bir de sentez vardı, o bundan sonra başlayacak.


2 Ağustos 2019 Cuma

İNİSİYE / EREN

Ermek, erginleşip pişmek insanı bedenin ötesine taşır. Hedefimiz Dünya, dünya malı olunca konumumuzu bir alta düşürmüş oluruz. Yalnızca yeryüzü için değil, Güneş için de yaşamaya başlayabiliriz. Hedefi yüksek olan, bilgelik güneşine yönelen insanlar bedenin, yeryüzünün ötesinde sevgiyi, sezgiyi, esinleri, anlamı bulur. Eylemin kendisi hedef olmaktan çıkınca gerçek hedef belirir. İnisiye ya da eren bir üst aşamanın yüksek bilincine doğar. Daha az yer, uyur ve konuşur. Bu eylemlerini yüksek düşüncelerle destekler. Gün içinde çöp düşünceleri, gereksiz ilişkileri bırakır. Eylemleri alçakgönüllülük ve dürüstlükle olur. Sözleri duygu ve düşünceleriyle çelişmez. İnsanlara değer verir, kimseyi küçümsemez, kimseden nefret etmez. İnisiye ya da eren bütün bunları deneyimlemiş bir öğretmenin kılavuzluğunda güvenle ilerler.
Yukarısı bir üst boyut inisiyenin yeni yurdudur. Öğretmenler bir süre sonra görünmeyenden de gelir. Burası yeryüzüne göre daha ince bir alemdir. İnisiye yeryüzünde dört element içinde olduğu gibi bu ince alemde de dört element içindedir. Bir farkla ki yeryüzündeki bedeninde toprak ve su öğeleri ağır basarken üst alemdeki ince bedeninde ateş ve hava öğeleri daha ağır basar. İnisiyenin ruhu her elemente inerken ince niteliklerini verip katı nitelikler almıştır. İnisiyenin çıkışı bu alışverişin tersiyle olur, emanetleri alarak ruhsal olgunlaşmaya varılır. Vermek tam da burada "almak"tır.
Öğretmen bazen bir adım bazen bin adım önde gidendir. Bazı öğretmenler tam bir öğretmen oluncaya kadar öğretmenlik yaparken öğrencidir. Onların da öğrencileri gibi sınavları vardır. Bazıları tam bir öğretmen olacak bin adım öteye geçecekken yine bir sınava tutulur. Piramitin içinde her engeli aşan inisiye adayının en sondaki içki ve kadın sınavı gibi beklenmedik sınavlar da vardır. Bu Yol'da herkes aşağıya öğretmen yukarıya öğrencidir. Her çıkış aydınlanma her iniş de beşer olmak ya da "eşeklik"tir.

31 Temmuz 2019 Çarşamba

KENDİNİ BİLMEK ÜSTÜNE

Acı ya da zulüm, bir şeyin layık olmadığı yerde olmasıdır. Bu yüzden kötü var, aslında her şey yerindeyken iyidir. Mevlana da "Her şey layık olduğuna dönüşür." derken içinde bulunduğumuz alemin bir yasasını anlatıyor. Evrensel sistem her yanlış yeri doğruya dönüştürecek biçimde çalışır. Bunun bedeli de bir tür acı ya da zulümdür. KENDİNİ BİLMEK her şeyi yerli yerinde görmek ve deneyimlemektir. KENDİNİ BİLMEK acıyı ve zulmü azaltmaktır. Her eylemine dikkat et, bir şeyin yerini değiştirirken iyi düşün. Tüm hareketler en sonunda yasaya uyar. O yüzden Aşık Veysel "Harekete kimse mani olamaz." der.

21 Temmuz 2019 Pazar

MASAL SU


su üstüne yazılmıştır
göklerin üzerimize titremişliği
o yüzden kader denmiş kalıcı olana
elinde kalmış insanın kalemi
o yüzden bir hayal olup akmış
yeryüzünde aslan olup kükremişliği
yine de yalnız onun için
bir krallık vardır

su üstüne yazılmıştır
gökten düşen üç elma
dere tepe düz gidişimiz
dağları delen aşklarımız
sevgiliyi inkar edişimiz
bizi oyalayan ne varsa
bütün tekrarlar
kör sağır

su üstüne yazılmıştır
kötülerin kadılığı
korkakların kahramanlığı
erdemin dağlara kaldırılışı
cücelerin dev oluşu
kara kara büyüler
bencillik kötülük
acı kahır

su üstüne yazılmıştır
mavinin derinlik sevgisi
katı karanlığın çatırdaması
ve ışığı alıp bağrına
karanlıktan ilk çıkan lacivert
kendi kendinin masalı
bu akış bu nefes bu şuur
bu şiir su üstüne yazılmıştır.

18 Temmuz 2019 Perşembe

YAZAN SENSİN


Var olan, açık ara mutlu etmiyor seni. Kalıplar, önyargılar dolu düşünce düzenin yeniden yapılanmalı. İçtenliğin ve dürüstlüğün her eylemine yansımalı. Ama tanımadıkların arasında uyanık olmak için her türlü şeytanlığı yapan bir ruh durumuyla değil, sen kuyruğu sıkışmış bir sürüngen değilsin artık. İnsansız malın mülkün soğukluğunu denemek zorunda değilsin. Her eylemin evde yakınlarınla olduğun, yemek kokularını duyduğun ortamdaki gibi içten ve dürüst olmalı, can kokmalı… Uyanıklığın bütünün hizmetinde olmalı. Başkaları için de yaşamalısın; bitmiş bir sürahiyi doldururken, masada unutulmuş bir tabağı kaldırırken… Belki kötülük yapma fırsatın varken durman ya da küçük iyilikler bırakarak ardında sessizce çekip gitmen…  Değişim, dışarıdan önce içte başlar, sen ne kadar değişirsen dışarısı da o kadar değişir. Dışarısı içinde ne varsa ona göre oluşur. Sakin ol, her zaman güvendesin ve kardeşler arasındasın. Sadece yazılana çıkar kötü olan ve yazan sensin.
Ben iyiyken neden birçok yerde bu kadar acı var, diye sorabilirsin. Çünkü başkaları olumsuzu düşlüyorlar, sen de daha önce düşledin. Kirli suyla dolu kovaya dolan temiz su yavaşça kovayı temizleyecek. Önemli olan temiz suyla devam etmen. Yaşamının nasıl değiştiğini zamanla fark edeceksin. Sana bir mesaj gibi söyleyecekler. Sen işareti alıp yoluna alçakgönüllülükle devam edeceksin.
Bütünü anlamayana bütünü anlatmak görevin. İnsanın yalın egosu kendisini merkeze koyar, eğitilmiş olan kendisinin çoğu durumda merkezin çevresine düştüğünü bilir. Merkeze bütünü, halkı koyarsak ve onun çıkarına davranırsak; merkezin dışında kalsak bile yardım almayı deneyimlersek, herkesin merkez olduğunu anlarız. Hiçbir mızıkçının barınamadığı o oyunu çocukluk anılarınızdan bulup çıkarın, oyunun tadı ve çocukların adanmışlığı içlerindeki kötüyü dönüştürme gücü de verir.
Bütünden ayrılmak basınç yaratır. Bütünden ayrılmak; kutuplaşmak, karşılaştırma ve yarış anlamına gelir. Kendi içinde dengeli bir bütünlük de oluştursanız da bağlı olduğunuz topluluk sizi üst dengeye getirmeye çalışır. Pisagor'un öyküsü buna örnektir. Kendi okulunu kurduğu Kroton kentinde okula seçilmeyenler tarafından  eleştirilmiş  ve okul saldırılarla dağıtılmıştı. Muhalefet kanlı biçimde üzerindeki dışlanmışlık enerjisini karşı tarafa yansıtmıştı.
Her doğan günle bir seçenek daha belirir önümüzde, ama çoğu kişi yüce iyiliği elinin tersiyle iter, kolayı seçer. Ölmek istemeyen kalıplarımız yüksek çalışma benimizin elinden kaçar. Kalıplara, alışkanlıklara, benliklere devam ederiz. Yol, kendisine güvenenleri hiç yüzüstü bırakmamış oysa…

5 Eylül 2018 Çarşamba

Ne Güzel Çıkıp Geldiniz

Ne güzel çıkıp geldiniz, bize bir adım attınız, yıldızlardan geldiği gibi özümüzün, siz de biz çocuklara oyunu, neşeyi, aşkı anımsattınız. Önce Osiris'tiniz, Hermes, Orfeus, Pisagor…  Sonra Musa'ydınız, İsa, Zerdüşt, Muhammed, Ali… Ne güzel rüzgarınız, betonun, demirin, petrolün, paranın yaktığı alınlarımıza serin geldiniz. Sonra Mevlana'ydınız, Şems, Hallaç, Hacı Bektaş, Yunus…  Sözleriniz soluk oldu, kitaplarınız okyanus… Sonra Şeyh Bedreddin'diniz, Pir Sultan, Katip Çelebi, Montaigne, Bruno, Shakespeare…  Ayırmadan hiçbir insanı, kalıba sokmadan inancı, ne kadar özgürdünüz. Şimdi eklendiniz genç yüreklere, taze sanatlara ruhunuzu üfürdünüz. Bir ölüp bin dirildiniz, kaybolduk buldunuz, dertlere derman oldunuz. Sizinle akınca yol oluyor önümüz, gözlerinizle bakınca bir oluyor yönümüz. Ta ezelden bu yana, içimize yüklü sırdır; her dem uyanır o tohum, şeytan kısırdır.

30 Ağustos 2018 Perşembe

İÇİMİZDEKİ DENİZ VE ERDEMSİZ TEKNOLOJİ


Neyin düşmanı olursan ol aslında kendine kızıyorsun. Neye karşıysan, neye direniyorsan onu çoğaltıyorsun. İçindeki ukala yargıç adli tatile bir türlü çıkmıyor... Dalgalar artınca yeğenim "deniz şımarmış" demişti, evet hepimizin içindeki deniz şımarmış. Acımadan, düşünmeden yargılıyoruz. Demek ki bizi boş ve kırıcı konuşmalardan uzak tutan ve gerçek erdemlere tutunduran bir kültürel ortam içinde değiliz. Erdemleri içimizdeki yalancı çarpıtıyor. İçimizdeki yalancıları kendini bilme çalışmadan susturamayız... Teknoloji ve konfor araçları kendi cağının ruhuna hizmet eder. Erdemsiz bir teknoloji ve konfor hepimizi şımartmış.

27 Haziran 2018 Çarşamba

Toplum ve Birey


İşleyiş olarak insan toplumu karmaşık bir sistem. Karmaşık yapıda uzun süreç içinde ortaya çıkan sorun denilen durumlar, bir tek sonuçla çözülemez. Böyle bir tek dokunuş tüm yapıyı yıkar, bütünü dağıtır. Çözüm duygusunu ve kavramını genişleterek ele alırsak, değişimi süreç içinde görebiliriz. Uzun bir sürecin ilk aşaması fark edilebilirse devamı getirilebilir. Bütünün her bileşeni dönüştüğünde değişim görülür. Her süreç öğreticidir. Zaman denen öğretmen işini eksiksiz yapar.
Beğenmiyorsan bu sonuca ortak olduğun şeyleri değiştir. Her eylemini bütünün hayrına mı, diye özeleştiriden geçir ve daha önce davranmadığın gibi davran. Sonuç beklediğinin aynısı olmasa da değişir. Sınırlayıcı düşüncelerinden kurtul. Karşı konumda gördüğünüz parçaları anlamadıkça onları dönüştüremezsiniz, karşıt oldukça karşı ucu beslersiniz. Her parça sistemin içindedir, bunu anlamak sizi biraz daha özgürleştirir. Sonuç beğenilmiyorsa buna neden olan direngen yanlarımızla yarattığımız değerlerin neleri değiştirdiğini anlamak iyi bir başlangıçtır, az önce sözü edilen dönüşüm örneğidir.
***
Bireysel resmi tarih yazarınızı artık işten atma zamanı geldi. Daha içinde olduğunuz sistemi anlamadan bir üst sistemdeymiş gibi ya da düşsel bir yerdeymiş gibi davranamazsınız. Enerjinizi kendinizi kandırmaya yöneltmek yerine somut koşulların somut çözümlemesine vermek daha doğrudur. Aldığınız kararların bir türlü gerçekleşmediğinizi görerek işi başlamalısınız. Kararlarınız değişirse onlara karşı olanlar da değişeceğinden yeni bir tarih yazıcılığına başlayabilirsiniz.
Batı toplumları bilim, sanayi, siyaset ve sanat üretimleriyle olmak istediğimiz üst sisteme yakın bir yerde duruyor. Sanayi ve siyaset doğru bir ayarda olunca bilim ve sanatta ayarlı oluyor. Silahlı Güçler ve eğitim yapılanması içerik olarak bütünün hayrına dengelenirse devlet yapısı sürdürülebilir oluyor. Toplumsal anlaşma sonrası birey belli oranda özgürleşebiliyor, bir arada yaşanabiliyor. Bu oluşuma işbirliği yapan, karşısındakiyle eşleşebilen, çabalayan, sabreden ulaşabiliyor. Her şeyi hemen isteyen "mızıkçılar" işi kolayca bozabiliyor. Ayırarak kendini var etmek hızlı ama kısır bir yol, mızıkçılar bunu anlamıyor. Ayrıştırarak elde ettikleri hep birlikte kazanabileceklerinden daha az oysa. Oyun çoğu zaman mızıkçılar atıldıktan sonra devam eder.

13 Ekim 2017 Cuma

SANATÇININ ÖYKÜSÜ


Çok eski zamanlarda, insanlığın yeryüzüyle, varoluşla, evrenle ilgili bilgileri ve izlenimleri ilk elden aldığı o ilkel dönemlerde bir kabile varmış. Bu kabilede herkes sabah erkenden avlanmaya çıkarmış, akşama yorgun argın dönerlermiş. Dışarısıyla o kadar çok ilgilenirlermiş ki her zaman aynı işleri yapmaktan, fiziksel hareketten içsel dünyalarına zaman kalmazmış. Ama içlerinden biri onlarla ava gitmez, kendi başına gezer, doğayı incelermiş. Yaşamın anlamının yalnızca yemek içmek olmadığını keşfederken içine bakmayı da öğrenmiş, doğadaki, evrendeki uyumu ve birliği fark etmiş. Bu büyük bilgi, seziş birikimiyle kabileye döner ve avcılar gelince yemekten sonra ateşin başında ilgi çekici ezgiler mırıldanır, öyküler anlatırmış. Kabilenin en yeni sözcükleri, en hoş konuşmaları onun ağzından çıkarmış. Kabile üyeleri onu dinlerlerken birbirlerine sokulup uyuyakalırlarmış. Bir gün avcılardan biri "Hep biz avlanıyoruz, bu adam çalışmadan hazıra konuyor... O da bizimle gelsin!" demiş. Eşitlik adına söylenecek söz yokmuş, onu da ava götürmüşler ertesi sabah. Bütün gün yaban hayvanları kovalayıp durmuşlar. Akşam olunca yemekten sonra ateşin başında birbirlerine bakmaktan sıkılmışlar ve hemen ona dönmüşler. Bir de bakmışlar ki yorgunluktan uyuyup kalmış. Bir ertesi gün yine aynısı olmuş. Bunun üzerine düşünüp taşınmışlar ve bir sabah ava giderlerken onu uyandırmamışlar.
(Kaynak: Sait Faik, Düzenleme: CG)

İNSANIN HARCI

Uzun yolu seçmek zorunda değiliz: dur, gözle, fark et, yüzleş ve dönüştür. İnsan durup kendini gözlemleyince yanlış yanlarını görür ve onlar...